Sabır Taşı - Atiq Rahimi

/ Sunday, February 26, 2017 /
Sabır Taşı Atiq Rahimi'nin okuduğum ilk kitabı ve sonuncusu da olmayacak. 2008 yılında Prix Goncourt ödülünü kazanan bu küçücük roman, içinizde susturamayacağınız çığlıklara dönüşecek, ne yazık ki elinizden bırakamayacaksınız. Afganistan'da bir odada, hasta bir adama bakarken bulacaksınız kendinizi. Müthiş bir karakterle birlikte içinizdeki her şeyi kusacaksınız.


Sabır Taşı kocası bilinçsiz bir şekilde yatan bir Afgan kadının hikayesini anlatıyor. Savaş yüzünden darmaduman olmuş bir şehirde iki kızıyla ne yapacağını bilemeyen bu kadın, hasta kocasının başında dualar ediyor, tespih çekiyor. Ancak bir zaman sonra kocasına ne derse desin, ne anlatırsa anlatsın bir tepki alamadığını görüyor. Adam ne ölüyor, ne de insan gibi yaşıyor. Ve kadın başlıyor anlatmaya... Yıllarca yaşadığı her şeyi, içine attığı her hüznü anlatıyor kocasına. Tüm günahlarını, tüm yalanlarını, pek nadir mutlu anlarını. Bir yandan da elbette kocasının bakımına devam ediyor. Altını temizliyor, gözlerine damla damlatıyor, serumunu değiştiriyor. Kocası hala bilinçsiz, yatıyor. Kadın anlatmaya devam ediyor. Kitabı okudukça Afganistan'da ve benzer yerlerde kadınların yaşadıklarını en derinlerinizde hissedecek ve kahrolacaksınız. Atiq Rahimi enfes bir yazar. Kitap insanı üzüp depresyona sokuyor biraz evet. Ancak işte edebiyat... Ah edebiyat!


Tanıtım yazısı:

Afganistan'da bir evde, basit bir döşek. Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir erkek.
Erkeğin başucunda, dua edip tespih çekerek onunla ilgilenen karısı. Dışarıda, sürüp giden savaş.
Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...
Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...
Atiq Rahimi'nin bu sarsıcı eseri, şiirselliği ve temposuyla, daha ilk satırlardan itibaren sarıp sarmalıyor okuru.
Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı.

Buradan satın alın; Sabır Taşı - Atiq Rahimi

Bu kitapla ne içilir: Sanırım hiçbir şey. Yani içmeseniz daha iyi olur sanki. Belki çay... Belki.
Bu kitapla ne dinlenir: Hiçbir şey dinlemeyin, gerek yok. Oturun sessiz sessiz okuyun.

Vefasız Peri - Guillermo Cabrera Infante

/ Sunday, February 19, 2017 /
Bu yıl, Can Yayınları'ndan okuyacağım kitapları Her Ülkeden Bir Kitap projesini de besleyecek şekilde seçmeye çalıştım. Kübalı yazar Guillermo Cabrera Infante ile de bu sayede, Vefasız Peri ile tanıştım. Vefasız Peri'nin "bir aşk hikayesi" olarak tanımlanması, "aşk bana göre değil" diyenleri caydırmasın sakın; hiç ama hiç o bildiğiniz, alışkın olduğunuz aşk hikâyelerinden değil. Üstüne üstlük Infante'nin inanılmaz kelime oyunları da bana çoğu kez "kim bilir kendi dilinde ne kadar keyiflidir!" dedirtti. Kitabın sanat ve müzikle dolu olması da cabası...



Tuhaf bir aşk Vefasız Peri'deki... Evli ama mutsuz bir ana karakter. Onun tutulduğu, tuhaf, yaşça epey küçük, esprilerini ve göndermelerini anlamayan ve bunu da dile getirmekten çekinmeyen Estela... Mesela, adamcağız aşktan dem vurmaya çalışırken aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

Adam: "Aşk böyledir. Bach gibi kör, Beethoven gibi sağır, Van Gogh gibi kulağı kesik."
Estela: "Ayy. Ne çok insan saydın."

Anlatabiliyor muyum?

İlk başta gerçekten anlamakta çok zorlandım öyle bir adamın böyle bir kıza nasıl aşık olduğunu. Ancak daha da okudukça, hikayenin içine daha çok girdikçe anlıyorsunuz ki adam zaten kendi beyninden, etrafındaki entelektüel havadan bezmiş ve kültürlü olması bir kenara, hayata dair de hiçbir şey bilmeyen Estela tuhaflığı ve biraz da sapkınlığıyla onun beynini rahatlatıyor gibi geldi bana.

Başta da biraz bahsettiğim gibi, Infante'nin Vefasız Peri'de yaptığı kelime oyunları inanılmaz. Bir kelimeden bir başkasını türetiyor, bir fikirden diğerine uçuyor, sürekli ama sürekli ya biz müzisyene, ya bir ressama, ya bir filme gönderme yapıyor. Bazı yerlerde zor oluyor bunları anlamak, itiraf edeyim. En azından ben biraz zorlandım diyeyim. Ama jeton düşünce de "vay anasını!" dedirtiyor insana.

Bir de çok hoşuma giden tespitleri var Infante'nin. Mesela;

Kadınlar kitaplar gibidir: İnsan hep onları yatağa götürmek ister. Bakire gibi görünen kitaplar ciltsizdir. Ayracı hazırda bulundurmak gerekir. Bir mektup açacağı yeterlidir.



Tanıtım Yazısı:

Estela ve ben bu kitapta, bu sayfada, bu kelimelerde birleştik. Bizi bir boşluk birleştiriyor: O öldü, bense bu kitabı yazmak için yaşıyorum. Bizi bu cennet kurtaracak, cezamızı bu cehennem verecek: bir kitap, hayat.

Devrim öncesi Havana... gencecik Estela... ve ona sevdalanan evli bir sinema eleştirmeni. Ama bu alışıldık bir gönül serüveni sayılmaz, çünkü Estela hiç de göründüğü kadar toy değil.

Guillermo Cabrera Infante, ölümünden sonra yayımlanan Vefasız Peri'de sözcük oyunları, iğnelemeler ve göndermelerle dolu üslubuyla başka zamanlardan bir Havana aşkına hayat veriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; Vefasız Peri - Guillermo Cabrera Infante

Bu kitapla ne içilir: Piña colada
Bu kitapla ne dinlenir: Linda Ronstadt - Perfidia

Bin Dokuz Yüz - Alessandro Baricco

/ Sunday, February 12, 2017 /
Bin Dokuz Yüz çok sevdiğim bir yazar olan Alessandro Baricco'nun okuduğum üçüncü kitabı oldu. Bu sene okuma listemde bir kitabı daha var, onu da şimdiden okumak için sabırsızlanıyorum. Yazarın okuduğum ikinci kitabı İpek o kadar çok hoşuma gitmişti ki bu yazarla biraz daha vakit geçirmek istedim. İyi de etmişim. Bin Dokuz Yüz bir oturuşta bitecek ancak ne yazı ki hiç bitmesin isteyeceksiniz.


Bin Dokuz Yüz, 1900 yılında kocaman bir yolcu gemisinde terkedilmiş bir bebeğin öyküsünü anlatıyor. Bu bebeğe adını veren de doğduğu bu yıl oluyor. Bir kutunun içinde piyanonun üzerine bırakılan bebek gemide yaşamaya başlıyor ve bütün hayatı gemide geçiyor. Tahmin edebileceğiniz üzere inanılmaz bir karaktere dönüşüyor. Bir de elbette herkesi büyülen bir şekilde piyano çalıyor. Bu enfes karakterin hikayesini gemiye trompet çalmak üzere giren bir müzisyenden dinliyoruz. Sonuna kadar büyük bir ilgiyle okuyacak ve böylesi bir karakterle tanıştığınız için de çok mutlu olacaksınız. Karaya adımını hiç atmamış bu adam size çok şey anlatacak. Dediğim gibi hiç bitmesin isteyeceksiniz ama hemen bitiverecek. Alessandro Baricco insanı sarıveren hikayeler anlatmayı çok iyi başarıyor. Mutlaka bir kitabını alın okuyun, zaten gerisi gelecektir. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Alessandro Baricco’nun, satış rekorları kıran İpek adlı yapıtı, insanoğlunun mutluluk arayışının şiirsel bir masalıydı. Öfke Şatoları’nda, yaşamın kıyısına varmaya çalışan, olanaksızın peşinde koşan insanların sarsılmaz umudunu dile getiren yazarın Kent adlı kitabı, Kafka’nın yapıtlarıyla kıyaslanmıştı. Homeros, İlyada’da, eski çağların ölümsüz destanı tanrıların olmadığı çağdaş bir yoruma kavuşuyordu. Cennet Sineması’nın ünlü yönetmeni Giuseppe Tornatore’nin beyazperdeye de uyarladığı Bin Dokuz Yüz ise, 1900 yılının ilk günü bir transatlantikte bir kutunun içinde bulunan ve “Bin Dokuz Yüz” adı verilen bir bebeğin olağandışı öyküsü. Olağanüstü bir piyano virtüozu olan ve yaşamı boyunca karaya hiç ayak basmayan “Bin Dokuz Yüz”, giderek bir efsaneye dönüşecektir. Baricco’nun Bin Dokuz Yüz’ü, çarpıcı bir öyküden yola çıkarak, 20. yüzyıla şaşırtıcı derinlikte bir yorum getiriyor.

Buradan satın alın: Bin Dokuz Yüz - Alessandro Baricco

Bu kitapla ne içilir: Biraz tuzlu, biraz buruk tequila enfes olur!
Bu kitapla ne dinlenir: Elbette piyano ille de piyano! Piano 100: Spotify Picks

Virginia ile Vita - Christine Orban

/ Sunday, February 5, 2017 /
Virginia Woolf, her zaman yazdıklarından çok kendi hayatıyla ilgimi çeken bir kadın oldu. Özellikle depresyona yatkın olması, ruhsal ve akli bozukluklarla yaşıyor olması ve bunları yazıyla dengelemeye çalışması ilginç geldi hep. Virginia ile Vita da Virginia Woolf'un Vita isimli bir kadınla yaşadığı aşkı ve bu sayede Orlando'yu yazış sürecini konu alıyor.



Heyecanla başladım, hüsranla bitirdim diyebilirim. Hüsranın nedeni ise Orban'ın konudan kopuk, yüzeysel anlatımıydı. Her ne kadar kitap gerçeklere (mektuplar, vs.'lerden faydalanarak) dayansa da elinde böyle değişik iki karakter olan bir yazar okurun ilgisini tutup bırakmamakta daha başarılı olabilirdi diye düşünüyorum.

Virginia Woolf'un nasıl bir insan olduğunu az çok biliyorsunuz, mutlaka duymuşsunuzdur. Vita ise onun tam tersi gibi: çocukları var, kendisi gibi biseksüel olan kocasıyla birlikte yaşıyor, çapkın ve girişken bir kadın, hem zengin, hem terbiyeli, hem havalı... Virginia ile Vita'yı okurken, Virginia'nın Vita gibi olmak istediği için ona doğru çekildiğini hissettim. Virginia'nın histeri nöbetlerini atlatmasına yardım eden, her daim yanında olarak onu kollayan kocası Leonard'a da üzüldüm haliyle ama aşk işte bu, yapacak bir şey yok. Leonard'ın tek avuntusu, Vita'nın aşkıyla kavrulan Virginia'nın kadından ilham alması ve yazmaya başlaması. Sonuçta doğan eser de Vita'nın oğlu Nigel Nicolson'ın "edebiyat tarihindeki en uzun ve büyüleyici aşk mektubu" olarak tanımladığı Orlando.

Açıkçası, bu kitap yerine Virginia ile Vita'nın mektuplarını ve Maria Popova'nın Merve Erdoğdu tarafından Türkçe'ye çevirilen Virginia Woolf ve Vita Sackville-West birbirlerine nasıl aşık oldular? başlıklı yazısını okumanız yeterli.



Tanıtım Yazısı:

1927, Virginia Woolf'un edebî hayatının verimli bir yılıdır, Deniz Feneri'ni yazmayı tamamlamış ve bastırmıştır. Aynı yıl, Woolf, edebiyat tarihinin devrim niteliğindeki eserlerinden biri olarak değerlendirilen Orlando romanına ilham kaynağı olacak büyük bir aşk yaşar. Kocası, yayıncı Leonard Woolf'la birlikte yaşadığı Monk's House'un hemen yakınındaki aile şatosunda hayatını sürdüren Vita Sackville-West'le tutkulu bir ilişkiye başlar. Kendi bohem hayatı ve Vita'nın gösterişli, eksantrik, aristokrat hayatı arasındaki uçurumun, tutkunun, kıskançlığın, aşkın edebî yaratıcılığa dönüşmesinin yanı sıra, her ikisi de yazar olan iki kadının büyük aşkını gözler önüne seren roman, büyük ölçüde biyografik nitelikler de taşıyor.

Yazar Christine Orban'ın, Virginia Woolf'un özenle tuttuğu günlüklerinden ve Vita Sackville-West'le mektuplaşmalarından yola çıkarak kaleme aldığı roman, sıra dışı, güçlü, kırılgan iki kadının aşkı ve yaratıcılığı kendi tarzlarında bir araya getirişlerinin hikâyesi olmanın yanında, aynı zamanda bir başka romanın, Orlando'nun da yazılış serüveninin romanı.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; Virginia ile Vita - Christine Orban

Bu kitapla ne içilir: Sütlü kahve (soğuk)
Bu kitapla ne dinlenir: Virginia Woolf - Indigo Girls

Gündüz Güzeli - Joseph Kessel

/ Sunday, January 29, 2017 /
Gündüz Güzeli ünlü yönetmen Luis Buñuel'in aynı adlı filme uyarladığı bir kitap. Belle de Jour denince akla hemen film gelse de bu kült film, elbette bu güzelim kült kitaptan uyarlandı. Yıllardır neden popülerliğinden bir şey kaybetmediğini kitabı okuduktan sonra siz de anlayacaksınız.


Gündüz Güzeli yayınlandığı zaman da ve ne yazık ki hala insanların tepkilerine maruz kalan bir kitap. Aslında insan bir yandan çok net anlıyor kitabın neden bu kadar çok tepki çektiğini. Korkuyoruz. Böyle şeylerin yazılması, kitap halinde orada burada okunması, bazılarını çok korkutuyor. Korkularının tek sebebi de elbette Severine'e kendilerini yakın hissetmeleri. Eh işte durum böyle olunca da Gündüz Güzeli yıllardır okunuyor ve yıllarca okunmaya da devam edecek. Mutlaka siz de göz atın derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Joseph Kessel'in 1928'de yazdığı, yayımlanmasıyla birlikte büyük bir skandala yol açan kült romanı Gündüz Güzeli, yazıldıkları dönemi aşıp zamana karşı durmayı başarmış edebiyat metinlerinin en başarılı örneklerinden biri. Ünlü bir cerrahla evli genç ve güzel Séverine'in kocasına duyduğu aşka rağmen tensel haz arayışı içinde gündüzleri lüks bir randevuevinde fahişe, akşamları ise sevgi dolu bir eş olarak sürdürdüğü çifte yaşamının beklenmedik bir karşılaşma sonrasında altüst olmasının hikâyesinin anlatıldığı roman, Luis Buñuel'in romandan aynı adla uyarladığı unutulmaz film dolayısıyla sinema tarihinin de önemli bir parçası aslında.

Kessel'in romanın maruz kaldığı haksız ve sert eleştirilere cevaben, metnin sonunda dile getirdiği "insancıl vurgu" okura öyle başarıyla yansıtılmıştır ki, kitap yazıldığından bu yana edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırarak korumaya devam eder. Gündüz Güzeli'nde benim yapmak istediğim, yürekle ten arasındaki korkunç uçurumu; gerçek, sonsuz ve sevecen bir aşkla bedensel isteklerin dizginlenemez dürtüleri arasındaki derin kopukluğu göstermekti. Uzun zaman seven her erkek, her kadın -kimi istisnalar dışında- bu çatışmayı benliğinde taşır. Bu duyumsanır ya da duyumsanmaz, açığa çıkar ya da uyuklar, ama vardır. Gündüz Güzeli'nin meselesi Séverine'in bedensel isteklerindeki sapıklık değil, bu sapıklıktan bağımsız olarak, onun kocası Pierre'e duyduğu sevgi ve bu sevginin acıklı yanıdır. Yazdığım kitaplar arasında hiç bu denli sevdiğim olmamıştır ve ben ona en insancıl vurguyu yerleştirmiş olduğuma inanıyorum. Séverine'e acıyan, onu seven yalnız ben mi olacağım acaba?

Buradan satın alın: Gündüz Güzeli - Joseph Kessel

Bu kitapla ne içilir: Bol demili çay.
Bu kitapla ne dinlenir: Şu sesler çok yakışır sanki: An Old Fashioned for the Lady

Biraz Dolaşacağım - Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi

/ Sunday, January 22, 2017 /
Biraz Dolaşacağım, on iki tane uzunlu kısalı ölçüden oluşan, yaklaşık 100 sayfalık, minik biraz kitap. "Biraz" dolaşıyorsunuz gerçekten; çok fazla değil. Ancak seçkide o kadar kuvvetli kalemler var ki insanın yüreği yoruluyor... Hatta benim yüreğime ilk 50 sayfada taş oturdu desem yalan olmaz. Geleneksel Kürt Edebiyatı nasıl bir şey, bilmiyorum. Ancak bu seçkinin surata tokat gibi indiğini söyleyebilirim rahatlıkla...

Peki içinde neler var derseniz... Bir erkeğin yüzünden kötü yola düşen bir kadının buna karşı koyamaması ve sonunda yaptıkları yüzünden taşlanması, o taşlanırken de diğer kadınların sadece "bakması" var. Kaderine teslim olmuş, annesine karşı koyamayan bir genç var. Kapı ağzında tuzla buz olan umutlar var. Yorgun bedenler, gidip de dönmeyenler, şekerin çayla sevişmesi, bilge ihtiyarlar var...

KORKU
H. Kovan Baqî
Bekâretin boyunduruğundan kurtulan kız, "Kitapların benden daha çok pörsümüş," dedi.
"Asker ve polisin saldığı korkudan Tanrı bile tası tarağı toplayıp kaçtı, demedi de..."
"Kitaplarım ve ben. İkimizden biri toprağa gömülecekti," dedi.
Kız, açık bir mezar yaptı kendini, "Gel içimde saklan," dedi.

Anlatabiliyor muyum?

Tanıtım Yazısı:

Mehmet Dicle, Helim Yüsiv, Bawer Rüken, Amed Çeko Jiyan, Brahim Ronizer, Fatma Savci, Mihemed Şarman, Lorin S Doğan, Sidar Jir, Lokman Ayebe, H. Kovan Baqi, Yaqob Tilermeni...

Büyük çoğunluğu Türkiye'de yaşayan, öykülerini anadillerinde, Kürtçe yazan genç öykücüler...

Öykülerin Türkçe çevirilerini Şexo Filik, editöryal hazırlıklarını Ercan y Yılmaz yaptı. Okuyunca göreceksiniz, Kürt edebiyatı, geleneksel anlatım sanatlarını kullanarak toplumla kültürel bir bağ kurmakla kalmıyor, gerçekçi edebiyat geleneğini, modern ve postmodern anlatı yöntemlerini ve ülkemizde öykünün bugün geldiği noktanın tüm olanaklarını Kürtçeye taşıyor. Bu başarılı yazarların çizdiği manzaranın acısını, yarasını ve mizahını elinizdeki kitapta bulabilirsiniz. İyi okumalar.


Bu kitapla ne içilir: Xanax
Bu kitapla ne dinlenir: Sessizlik


Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy

/ Sunday, January 15, 2017 /
Kibritleri Çok Seven Küçük Kız Gaetan Soucy'nin çok severek okuduğum bir kitabı oldu. Yazarın ilk romanı olan bu kitap hem konusu hem de karakterleriyle başınızı döndürecek. Bir ilk kitap için gerçekten dahiyane bir iş çıkarmış yazar, sıra dışı bir kitap peşindeyseniz ve ne okuyacağınızı bilemiyorsanız, aradığınız kitap bu olabilir.


Kibritleri Çok Seven Küçük Kız ana karakterin kullandığı dil ile daha ilk sayfalarında hangi açıdan farklı olduğunu gösterecek. Kitap ilerledikçe de daha derinlerde aslında neler yaşandığını iyice kavrayacak ve böylesi bir hikayenin böylesi enfes bir şekilde nasıl anlatıldığına şaşıracaksınız. Babalarının ölümünden sonra yalnız kalan iki kardeşin hikayesini anlatıyor bu kitap. Ancak nasıl yetiştikleri ve dünyayı nasıl gördükleri kitabın asıl konusunu oluşturuyor. Yazar dili o kadar ustalıkla kullanmış ki karakterlerin dünyasında buluveriyorsunuz kendinizi ve işin dahası dünyaya ve her şeye ana karakterin gözünden bakıyorsunuz. Saçlarınız toprak ve yağmur kokuyor, güzel bir kız olsanız da kendinizi bir oğlan sanıyorsunuz ve insanların olduğu bu dünya sizi çok şaşırtıyor. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

"Kardeşimle ben kâinatla baş etmek zorunda kaldık, çünkü baba bir sabah, daha gün ağarmadan, ruhunu sessizce teslim etti. (...) Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız için emirler gerekliydi, bu bizim yapı harcımızdı. Baba olmadan hiçbir şey yapmasını bilmiyorduk. Kendi kendimize yapabildiklerimiz tereddüt etmekten, var olmaktan, korkmaktan, acı çekmekten ibaretti."

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız, daha önce iki kitabını yayımladığımız Kanadalı yazar Gaétan Soucy'nin 1998 yılında dünya edebiyat sahnesinde büyük bir heyecan ve beğeni uyandıran hatta bir başyapıt olarak karşılanan ilk romanı. Bir tiran olan babalarının ölümünün ardından, dış dünyayla hiç ilişki kurmadan yaşadıkları malikânenin dışındaki hayatla ve nasıl kullanacaklarını bilemedikleri özgürlükleriyle başa çıkmayı öğrenmeye çalışan iki çocuğun şaşırtıcı ve sarsıcı hikâyesi; istisnai ve olağandışı yazar Soucy'nin edebî dehasının en çarpıcı örneği.
Buradan satın alın: Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy

Bu kitapla ne içilir: Sanırım sıcak bir şeyler içilir. Ama sert de olabilir. Irish coffee diyelim mi?
Bu kitapla ne dinlenir: Şu çalma listesi bence iyi gider: Late Night Jazz

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (2) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (13) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (69) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (1) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (3) charles dickens (1) christine orban (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (1) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) ercan y yılmaz (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (10) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (1) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (2) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (21) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) roman (75) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger