Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş - Louis Althusser

/ Sunday, September 17, 2017 /
Pek çok yaşıtım gibi felsefeye “Sofie’nin Dünyası” ile girdim. Sonrasında ise olur olmadık şeyleri bile uzun uzun düşünüp, anlamaya çalışan bir insan olarak ne zaman felsefe ile ilgili bir şey okusam, izlesem veya tartışsam beynim patlayacakmış, kafayı iyice yiyecekmişim gibi hissettim. Bu, Louis Althusser’in Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş kitabını görüp de kafamdakileri tazelemek istememe engel olmadı tabii…


Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş, öncelikle felsefeye sıfırdan girişe uygun bir kitap değil; onu baştan belirteyim. Daha çok biraz bilgisi olan ve benim gibi önceden depoladıklarını tazelemek isteyenlere uygun. Daha da önemlisi, Louis Althusser’in Maksist olduğunu unutmadan okumanız gerekiyor kitabı. Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş, hızlandırılmış kurs gibi ancak tarafsız bir kurs değil bu; Althusser, kendini tutamayıp Marksizm’i övüyor ve ne kadar iyi bir bakış açısı olduğuna inandırmaya çalışıyor okuru.

Pek çok farklı konuya değinen bu kitabı her şeyi sorgulamayı unutmadan okuyun!


Tanıtım Yazısı:

Felsefenin, daha genel anlamıyla düşünmenin yalnızca felsefecilere ya da entelektüellere bırakılamayacak kadar ciddi bir iş, bir mücadele alanı olduğuna inanan Althusser, meslekten felsefeci olmayanlar için bir “elkitabı” yazmayı çok uzun zaman düşünmüştü. İşte Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş bu uğraşın bir neticesidir.

Fikirlerini hayranlık uyandıran çarpıcı bir netlikle dile getirir Althusser. Esas itibarıyla materyalist felsefenin temellerini, tarihsel gelişimini anlatmaktadır düşünür; ama bunu yüzyıllar boyu kendisini “felsefe” olarak tanımlayan, bu sayede de tüm alanı işgal eden idealist felsefenin ağır bir eleştirisiyle birlikte yaptığı için, alıntılarıyla, göndermeleriyle, satır aralarına serpiştirdikleriyle tüm bir felsefe tarihi de sunmaktadır.  

Kitapta ele alınan temalar Althusser’in düşünce sistematiğinin farklı unsurlarına, geçmişte uğraştıklarına veya gelecekte üzerinde çalışacaklarına bağlanır; örneğin ünlü “Devletin ideolojik aygıtları” tartışmasının nüvesi, ana hatları bu metinde ortaya konulmuştur.

Althusser’in düşüncesiyle tanışmak için mükemmel bir fırsat!

Buradan satın alın; Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş - Louis Althusser

Bu kitapla ne içilir: Su
Bu kitapla ne dinlenir: Sessizlik bazen iyidir!

Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

/ Sunday, September 10, 2017 /
Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, yazarın Trenin Tam Saatiydi adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu ve ne yazık ki bu kitabı yazarın ilk romanı kadar sevemedim. Hem konusu hem de kurgusu itibariyle "okunması gereken" ve fakat ne yazık ki insanı üzüp, çıldırtan bir kitap bu. Özellikle zavallı Katharina Blum'un başına gelenler sizde "olağan bir durum" etkisi yaratıyorsa, yıllar önce yazılmış bu kitap sizi daha da çarpacak demektir.


Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, Katharina Blum'un bir anarşisti evine alması ve onun polisler yakalamadan kaçması ile hayatının zindan olmasını anlatıyor. Satış uğruna her türlü yalan haber ve sınırları olmayan karalamalar yazan bir gazete, bu gazeteyi inançla okuyan bir toplum ve kanunu kendi kurallarınca eğip büken bir polis kurumu ve yargı düşünün. Tüm bunların karşısında yıllarca çalışıp kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, işini kusursuz bir şekilde yapan ve bağımsız bir kadın olan Katharina Blum var. Okurken sinirlenmeden edemeyeceksiniz. Rahmetli Ahmet Cemal'in çevirisi enfes olsa da yazarın rapor aktarır gibi yazdığı bu kitap ne yazık ki pek edebi bir keyif vermedi bana. Yazarla ilk kez tanışacaksanız başka bir kitabını okumanızı tavsiye ederim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatının en önemli temsilcilerinden Heinrich Böll, savaş dönemleri ve savaş sonrası yokluk yılların­daki yurtsuzluk, işsizlik gibi konuları ve bunların yarattığı toplumsal ve ahlaki sorunları eserlerinde farklı yönleriyle işlemiştir.

1974’te yayımlanan Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru ise, Böll’ün sorunların kaynağını kurulu düzende aramaya yöneldiği yapıtlarındandır. Kitap bir bakıma, Almanya’nın terörle yüz yüze geldiği, Baader-Meinhof’lu yılların ürünüdür. Tüm kişisel değerleri ayaklar altına alınan, hem yakın çevresi hem de tüm toplum karşısında savunmasız bırakılan Katharina Blum’un tek suçu bir anarşistin sevgilisi olmaktır. Böll, daha fazla satış uğruna yalan haber veren basına da, teröristleri izlerken antidemokratik yollara başvuran polis ve yargı mekanizmasına da acımasız eleştiriler yöneltir. Özel yaşam karşısında medyanın sorumsuzluğunu ve güvenlik güçlerinin bireysel özgürlükleri kayıtsızca çiğnemesini evrensel bir yaklaşımla ele alarak eleştirir.

Buradan satın alın; Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

Bu kitapla ne içilir: Sinirleri yatıştıran bitki çayı karışımı hiç fena olmaz.
Bu kitapla ne dinlenir: Olafur Arnalds

Çarın Laneti - Jasper Kent

/ Sunday, September 3, 2017 /
On Üç Yıl Sonra’nın ardından sabredemeyip, hemencecik okudum Çarın Laneti’ni. Rusya’dayız, yıl 1855. 40 yıllık barışın ardından yine savaş çıkmış. Dimitri Alekseevich Danilov’un karşısında ise yalnızca ordular ve silahlar değil, aynı zamanda 30 yıl önce babasının toprağa gömdüğünü düşündüğü canavarlar var…



Lafı çok uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Jasper Kent, gerçekten tarih ve fantastik elementleri birleştirmek konusunda büyük bir usta; Çarın Laneti’nde de bu apaçık ortada. Bence tek kusur, vampirlerinin diğer karakterleri kadar istikrarlı olmaması…

Neden derseniz, bir anda insanüstü hareketler yapıp canavarlaşırken, bir anda çok insancıl olabiliyorlar. Mesela, güneşe çıkmadıkları takdirde ölümsüz yaratıklar, pek çok yara bereleri hemen iyileşiveriyor; vampirlerde alışık olduğumuz özellikler yani. Ancak son zamanlardaki ışıkta parlayan vampirlerin tersine, acımasız, duygusuz katiller. Biraz da bu yüzden çekici gelmişlerdi açıkçası; ben psikopat olduğum için değil, esas vampir efsanelerinin özüne sadık oldukları için. Ancak onları öldürmek isteyen Dimitri Alekseevich Danilov’u karşılarında bulduklarında bir ezik, bir tuhaf oluyorlar. Kendilerinden hiç beklenmeyecek şeyler yani!

Dimitri demişken, kendisini hiç sevmediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Babası Aleksei’yi epey özletti cidden. Aleksei, daha aklı başında, daha hisli bir adamken Dimitri’nin çocukça tavırları (ki 50 yaşında kitapta) asabımı bozdu.

Sonuç olarak, ilk iki kitabı sevenler bunu da Dimitri’ye rağmen zevkle okuyacaklardır diye düşünüyorum.


Tanıtım Yazısı:

Rusya, 1855. Otuz yıllık barış döneminin ardından Avrupa'da yeniden savaş rüzgârları esiyor. Kırım'da Sivastopol kenti kuşatılmış, kuzeyde Petersburg abluka altında. Ama dört bir yanda düşmanla savaşan Moskova'da, yaşlanan Çar'ın ölmesini ve kanındaki lanetin çocuklarına geçmesini bekleyen bir kişi var. Ülkeleri giderek gücünü yitirirken aralarındaki gizli bağdan habersiz bir erkekle bir kadın, ortak miraslarıyla hesaplaşmak zorunda. Tamara Komarova, Moskova'da vahşi bir cinayeti ortaya çıkarıyor ve bunun, 1812'den beri şehirde işlenen seri cinayetlerin sonuncusu olduğunu keşfediyor. Sivastopol'daysa Dimitriy Alekseyeviç Danilov, sadece İngiliz ve Fransız Müttefik ordularının silahlarına değil, babasının otuz yıl önce toprağın derinliklerine gömdüğünü sandığı vurdalak'lara karşı da direnmek zorunda kalacak.

"Jasper Kent, Rus tarihi konusundaki engin bilgisi ve usta anlatımıyla, gerçekleri olağandışı bir vampir öyküsüyle harmanlayarak Rus İmparatorluğu'nun alternatif tarihini yazmayı sürdürüyor. XIX. yüzyıl Rus roman geleneğinin özünü yansıtan bu zengin ayrıntılarla örülü roman, vampir öykülerine meraklı olanların yanı sıra Rus edebiyatı tutkunları için de çok çekici."

Buradan satın alın; Çarın Laneti - Jasper Kent

Bu kitapla ne içilir: KAN tabii ki!
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell


Sis - Miguel de Unamuno

/ Sunday, August 27, 2017 /

Sis, İspanya'nın dünyaya kazandırdığı ünlü isimlerden Miguel de Unamuno'nun okuduğum ilk kitabı oldu ve sanırım sonuncusu da olmayacak. Unamuno her şeyden önce hayli ilginç bir yazar. Sadece ilginç olduğu için ne az bir kez okunmalı diye düşünüyorum. Ancak Sis adlı yapıtı sadece ilginç olmakla kalmayıp birçok farklı konuya değişiniyor. Bu üstkurmaca roman aslında bir "fikirler romanı" ancak için de komedi, trajik bir aşk hikayesi ve birbirinden renkli karakterler içeriyor.


Sis'in ana kahramanı Augusto hali vakti yerinde, işsiz güçsüz ve ancak ruhu da beyni de hiç de fena olmayan bie gençtir. Hikaye Augusto'nun Eugenia'ya aşık olmasıyla (ya da aşık olduğunu sanmasıyla) başlar. Ancak Augusto daha önce aşık olmamıştır ve ancak en yakın arkadaşı Victor ile (ki o da edebiyata yeni bir tür kazandırmakla uğraşmaktadır) aşk üzerine konuştuğunda kafasının biraz karıştığını görür. Gelin görün ki Eugenia başka bir adama sırılsıklam aşıktır ve ancak bu adam ne yazık ki Eugenia'nın da standartlarında değildir. Eugenia'nın mistik anarşist eniştesi ve tam bir eski kafalı olan halası da Augusto'nun dünyasına girmişlerdir artık. Ah bir de tabi Orpheus, o sevimli mi sevimli, insanın tek dostu olan köpek! Kitabın sonlarına doğru bir de Unamuno giriyor işin içine, Augusto ile ölüm üzerine konuşuyorlar. Sonra olanlar oluyor zaten... kitapta hayat ve insanlar üzerine çokça kafa yoracağınız onlarca paragraf var. Unamuno 1914'te yayınlanan bu romanıyla modernizmin ilk yapıtlarından birine imza atıyor. Herkes için müthiş bir okuma zevki yaratacağından emin değilim ancak sırf yazarla tanışmak için ille de okunur derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir.

Şair García Lorca’nın, yurttaşı Miguel de Unamuno’yu “ilk İspanyol” diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno’ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedîleştirir. Belki tek teselli de budur. Sis’in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez’in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir...

Behçet Necatigil’in klasik çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno’nun başyapıtlarından.

Buradan satın alın; Sis - Miguel de Unamuno

Bu kitapla ne içilir: Rakı!
Bu kitapla ne dinlenir: Bir şey dinlemeyin.

On Üç Yıl Sonra - Jasper Kent

/ Sunday, August 20, 2017 /
İçinde vampir olan her şeye balıklama atlayan bir okur olarak (ki çoğu zaman hüsrana uğramama rağmen), bu yıl Jasper Kent’in ‘Danilov Quintet’ serisini okumaya geç bile kaldığımı düşünüyorum. Oniki, Kent’in yarattığı dünyayı okura tanıttığı, hem bilgilendirici, hem eğlendirici, hem de aslen kapkaranlık bir romandı. On Üç Yıl Sonra ise, adı üstünde, Oniki’den on üç yıl sonra geçiyor…


Kent, yine yeni yeniden gerçekle kurguyu başarılı bir şekilde birbirinin içine yedirmiş. Oniki, biraz da bu yeni dünyayı, karakterleri okura iyice tanıtma kaygısıyla olsa gerek, yer yer aşırı yavaştı. Aynısını haliyle On Üç Yıl Sonra’dan da bekledim ama öyle birşey olmadı! Oniki’de tanıştığımız (sevmek, sevmemek olayını hiç karıştırmıyorum bile) Aleksei, On Üç Yıl Sonra daha yaşlı haliyle ancak yine iş karıştırma peşinde: Aleksandr’ı tahtından etmek isteyenlerin arasına karışmış bu sefer de…

Tarih ve gerilimin (ki ben aşırı gerilirim, onu da söyleyeyim) karışımı zaten heyecan verici, ancak On Üç Yıl Sonra’da Jasper Kent’in her şeyi tam kıvamında tutması ve saçmalamaması. Parlayan vampirler yok, örneğin; Kent’in vampirleri tam olması gerektiği gibi sokakta denk gelseniz, “ahan da öldüm” diyeceğiniz türden. Diğer yandan, aradan o kadar zaman geçtiğini Aleksei karakterine de çok iyi yansıtmış mesela; Opriçniklerin garezine uğramış, insanın aklının almayacağı durumlar atlatmış bir adam olarak daha soğukkanlı fakat bir yandan da çocukları ile ilişkisinde ise pamuk gibi bir insan. Bu iki farklı uç aynı insanda bir araya gelince, hele ki Kent gibi bir yazarın elinde, çok tuhaf şeyler olabiliyor gerçekten…

Vampirleri yine vampir yaptığın ve kayıtlarımıza biraz daha tarih bilgisi kattığın için sağol, Kent.


Tanıtım Yazısı:

Yıl 1825. Rusya on yıldır barış içinde, Bonaparte çoktan ölmüş, istila tehlikesi kalkmış. Albay Aleksey İvanoviç hâlâ Çar I. Aleksandr'ı korumakla görevli ama korkacak bir şey yok. Fransızlar yenilmiş, Aleksey'in bir zamanlar önce omuz omuza, sonra karşı karşıya savaştığı o on iki canavar yaratık yok.

Ne var ki Çar hiçbir zaman huzura erişemeyeceğini biliyor. Ordusunun içindeki ayaklanma hazırlıklarından haberi var; ama gerçek korkusu çok daha korkunç bir şeyden, kendisinin, ailesinin ve ülkesinin üzerine çöken bir lanetten kaynaklanıyor.

Aleksandr, çok eskiden verilmiş bir sözü unutamıyor: kanla mühürlenmiş ve yüz yıl önce yerine getirilmemiş bir söz. Şimdi Romanov hıyanetinin kurbanı, kendisine ait olan şeyi istemek için geri döndü. Bunu öğrenmek Aleksandr'ın kanını donduruyor. Aleksey'e gelince, bir zamanlar değer verdiği, sevdiği her şeyi tehdit etmiş olan kötülük on üç yıl sonra sanki geri gelmiş gibi.

Gerçek olaylarla fantezinin, dehşetle aşkın birlikte örüldüğü başdöndürücü bir tempo...

"Tarihî roman ile kara fanteziyi inanılmaz bir tempoda bütünleştiren bir roman."
The Times

"Tolstoy'un ya da Pasternak'ın soyundan bir yazarın biraz da Dracula'nın yaratıcısı Stoker'la akrabalığından kaynaklanan müthiş bir fantezi."

Buradan satın alın; On Üç Yıl Sonra - Jasper Kent

Bu kitapla ne içilir: KAN! (şaka şaka; kırmızı şarap da kurtarır)
Bu kitapla ne dinlenir: Muse - Time Is Running Out


Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

/ Monday, August 14, 2017 /
Mr. Gwyn Alessandro Baricco'nun okuduğum dördüncü kitabı oldu ve her kitabından sonra yazara daha çok hayran kaldığımı keşfettim. Özellikle bu kitap, okuduğum onca saçma ve boş kitaptan sonra bana o kadar iyi geldi ki, yine edebiyata şükrederken buldum kendimi. Bu kitap, o kitaplardan biri. Hani içinde kaybolup, kitap bittiğinde kendimizi tekrar ve çok daha iyi bir halimizle bulduğumuz kitaplardan... 


Jasper Gwyn  Londra'da yaşayan, gayet başarılı bir yazardır. Ancak bir gün artık yapmak istemediği elli iki şeyi listeler ve yazarı olduğu gazeteye bir sonraki yazısı olarak teslim eder. Bu listenin en sonunda artık kitap yazmayacağını da belirtmiştir. Aynı zamanda en yakın arkadaşı olan menajerinin ısrarlarına rağmen Mr. Gwyn artık kitap yazmamakta kararlıdır. Ancak bir süre sonra, zihininde kelimeler uçuşurken ne yapacağını bilemez hale gelir ve koca bir boşluğa düşer. Bir yazar acaba en başta neden bir yazar olur? Yazmak öyle keyfekeder bırakılabilecek bir şey midir? Peki bundan sonra Mr. Gwyn bu koca boşluktan kurtulmak için ne yapar? Eh asıl hikaye de burada başlıyor zaten. Bir kopyacı olmaya karar verir eski yazar. İnsanların portrelerini kopyalayacaktır artık. Bunun için hayli sıra dışı bir stüdyo tutar ve insanların, karşısında otuz küsür gün boyunca çırılçıplak ve hiçbir şeyle ilgilenmeden durmasını ister. Kitapta okuyacaklarınızın hepsi olağandışı şeyler ama bir o kadar da gerçekçiler. Londra'nın hem kaotik hem de sakin ortamında, birbirinden ilginç karakterlerle dolu, müthiş bir hikaye bekliyor sizi. Çok seveceksiniz eminim.
"Jasper Gwyn bir kişi değil, bir hikaye olduğumuzu öğretti bana. Kim bilir hangi serüvene dalmış bir insan olduğumuzu düşünürüz, bu çok basit bir serüven de olabilir ama asıl anlamamız gereken yalnızca o kişi değil, tüm hikaye olduğumuzdur. O kişinin yürüdüğü ormanız, onu aldatan kötü insanız, çevresindeki karmaşayız, geçen tüm insanlarız, nesnelerin rengiyiz, gürültüleriz. Anlayabiliyor musunuz?"
Şemsa Gezgin'in çevirisinin de enfes olduğunu belirtmem gerek, gerçekten su gibi akıcı bir kitap. Keyifle ve mutlaka okuyun derim!


Tanıtım yazısı:

Jasper Gwyn, Regent’s Park’a gitmek için izleyebileceği birçok yol arasından her zaman seçtiği caddede yürürken, ansızın hayatını kazanmak için her gün yaptığı işin artık ona kesinlikle uygun olmadığı duygusuna kapıldı. Bu düşünce daha önce de aklını kurcalamıştı, ama ilk kez bu kadar belirginleşiyor ve cazip geliyordu.

Londra’da yaşayan yazar Mr. Gwyn bir gün birdenbire, yapmakta olduğu pek çok şeyi bırakmaya karar verir. Bunlar arasında yazmak da vardır. Birçok yazar gibi bir esinsizlik bunalımı yaşadığı için değil elbette. Amacı kimselerin yapmadığı bambaşka, büyülü bir sanat dalını gerçekleştirmektir.

Yazar, yönetmen, müzisyen gibi birçok kimliği ve farklı duruşuyla Alessandro Baricco, bildiğiniz pürüzsüz, akıcı, usta işi dili, pırıltılı üslubuyla okuru Mr. Gwyn’in gizemli dünyasına taşırken, sorular takılıyor akıllara: Ayna’ya baktığımızda önce kendimizi mi görürüz yoksa yansımamızı mı? Biz mi kurguluyoruz kendi hayatımızı, yoksa sadece aktörleri miyiz?

Buradan satın alın; Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

Bu kitapla ne içilir: Ihlamur
Bu kitapla ne dinlenir: Yağmur sesi. Özellikle şu arkada sakin sakin çalsa çok güzel olabilir: Rainymood

Leopar - Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

/ Sunday, August 6, 2017 /
“Nereden başlasam, nasıl anlatsam” dediğim romanlardan biri oldu benim için Leopar. Guiseppe Tomasi Di Lampedusa, öyle dolu dolu anlatmış ki hikâyeyi, anlatmakla uğraşıp da her şeyi batırmadan kitabı alıp, birinin eline tutuşturup, “oku; lütfen oku!” diye haykırasım geliyor…


Salina prensi Don Fabrizio, astronomiyle yakından ilgilenen bir adam olmasının da etkisiyle çevresindekilerin “egzantrik” olduğunu düşündüğü bir adam. Türünün son örneği olduğunu biliyor; evet, tacını oğluna devredecek ama bunu yaparken geleneklerin, duyarlılığının ona geçmiş olmadığının da haliyle farkında. En sevdiği yeğeni isyankârların arasına katılınca kalbi kırılıyor; içten içten hak verse de bulunduğu pozisyonu, kendi seviyesini kaybetmemek için yeğeni Tancredi’nin üst sınıftan bir adamın kızı Angelica ile evlenmesini ayarlıyor…

Tancredi’nin aşağıdaki cümlesi, romanın düşündürdüklerini, hissettirdiklerini en kısa şekilde özetliyor aslında:

“Eğer bir şeylerin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, değişmeleri gerekir.”

Leopar, yazarın bildiği şeyleri yazdığını da çok ama çok hissettiriyor. 1896 doğumlu Lampedusa, aristokrat bir aileden geliyor; yüzyıllar boyunca Sicilya’da yaşamış, aristokrat bir aileden. 1’inci Dünya Savaşı’nda yer almış bir adam olarak zamanını Avrupa ve Amerikan edebiyatı okuyarak ve bunları diğer entelektüellerle Palermo kafelerinde tartışarak geçiriyor…

Belki doğruyum, belki yanlışım, bilmiyorum ama bana biraz İtalya’nın Fitzgerald’ı gibi geldi Leopar. Lampedusa, hali vakti yerinde olanların, parasızların aklına bile gelmeyecek dertlerini ele alırken, bir yandan da o zamanki politik, ekonomik ve sosyal yapıyı gözler önüne seriyor. Ve gösteriyor ki o zamandan bu yana değişmeyen bir şey var: insanların ne pahasına olursa olsun ölümsüzlüğü kovalayışı…


Tanıtım Yazısı: 

Bazı eleştirmenler, Leopar’ın yalnız İtalyan değil, dünya edebiyatının bir başyapıtı, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olduğunu ileri sürer. Roman, Sicilya’da Bourbon Krallığı’nın çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın yaşamöyküsünü anlatır. 70 yaşına gelmiş, ilginç özellikleri ve uğraşları olan Fabrizio Salina, soylulara özgü dünyanın çöküşüyle birlikte yavaş yavaş ilerleyen kendi çöküşünü de hüzünle yaşar. Israrla sürdürdüğü geleneklerin, içine kapandığı görkemli dünyayı oluşturan öğelerin sessizce kayıp gittiğini, dönüşü olmayan sonun yaklaşmakta olduğunu gözler. Ne var ki, arkadan cıvıl cıvıl bir kuşak gelmekte, onun vaktiyle yaşadığı tüm duyguları, tüm heyecanları başka bir dekor içinde, başka koşullar altında onlar da tüm yoğunluğuyla yaşamaktadır. Bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak, denize bakan bir otel odasında dinlenmeye çekilen prens, mumun alevinin sönmek üzere olduğunu sezinler. Hayatının muhasebesini yapar ve, “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak her şeyi değiştirmeliyiz,” diye düşünür. Luchino Visconti’nin 1963’te beyazperdeye uyarladığı Leopar, sinema tarihinin başyapıtlarından biri olarak da anılmaktadır.

Buradan satın alın; Leopar - Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

Bu kitapla ne içilir: Viski
Bu kitapla ne dinlenir: The Talented Mr. Ripley Soundtrack'i

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (3) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (21) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (3) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) çarin laneti (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş (1) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich Böll (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (3) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (13) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Louis Althusser (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) Miguel de Unamuno (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) on üç yıl sonra (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (23) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (87) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) Sis (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger