Emma - Jane Austen

/ Sunday, March 26, 2017 /

Emma Northanger Abbey'den sonra Jane Austen'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu sene Jane Austen'ın en az iki kitabını daha okuyacağım ve hazır İngiltere'deyken Jane Austen'ın evini de ziyaret etmeye çalışacağım. Doyasıya İngiliz ve enfes bir yazar Jane Austen. İyi ki kitaplarını şimdi, burada okuyorum diye düşünmeden de edemedim. Bahçeleri, evleri, manzaraları çok daha iyi canlandırıyorum gözümde. 


Emma Jane Austen'ın en çok sevdiği romanıymış. Diğer romanlarını okumadan bir kıyaslama yapamayacaksam da Emma'nın enfes bir roman olduğunu söyleyebilirim. Sevip sevmediğim tüm karakterleri o kadar canlı o kadar gerçekti ki bir süre sonra hayatımın bir parçası haline geldiler. Emma hakkında kısaca bir özet geçecek olursam; her biri farklı sınıflarda ve karakterlerde üç kızın yaşadıklarını ve evlilik yolundaki maceralarını anlatıyor derdim. Ancak elbette bunun yanı sıra Austen'ın sınıf ayrımı üzerine ince ince işlediği bir kara mizah da yok değil. Kara mizah diyorum çünkü şimdilerde okuduklarım bana hayli gülünç geliyor ancak hepsi ve daha fazlası bir zamanlar gerçeklikti. Naiplik döneminin Surrey'sinde geçen hayatlar üzerine düşünmek de içinde yaşadığım pek güzel Surrey bölgesi üzerine bolca araştırma yapmama sebep oldu. Hatta bir ara kitapta Frank'in ailesi Richmond'a taşınınca sebepsizce heyecanlandım. O yüzden iyi ki şimdi, iyi ki burada okuyorum Jane Austen'ı. Kitabı okuyan herkesin seveceğine eminim, her karakter üzerine düşüneceğinize de eminim ancak hepsini sevmeyeceğiniz kesin. Ben Emma'ya hiçbir şekilde ısınamadım, hatta sonunda olanlara da inanamadım desem yeridir. Fazlaca spoiler vermeyeyim en iyisi. Ve lütfen, kitabı okumadan diziyi ya da filmi seyretmeyin. İnanın hiç zevk almayacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Jane Austen, 1815'te, 39 yaşındayken tamamladığı Emma'nın en sevdiği romanı olduğu söyler. Aşk ve Gurur ve Mansfield Parkı gibi romanların yazarının gözbebeğidir Emma. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın "gerçek aşk"ı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da 19. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini inceden inceye alaya alır.

Büyük İngiliz şairi Lord Tennyson, Jane Austen'ı, "Shakespeare'den sonra en büyük İngiliz yazarı" diye nitelemişti. Jane Austen külliyatı, Sir Winston Churchill'in başucundan eksik olmazdı. Yapıtları çoktan Dünya Klasikleri arasındaki yerini almış olan Austen günümüzde "İngiliz edebiyatının Mozart'ı" olarak tanınıyor.

Buradan satın alın; Emma - Jane Austen

Bu kitapla ne içilir: Elbette İngiliz çayı! Ama lütfen demleyin, bir de varsa eğer güzel ve ince porselenlerde için. Çiçekli desenler puan kazandırabilir. Ama ille de çay! 

Bu kitapla ne dinlenir: BBC'nin çok sevilen uyarlamalarından Emma'nın soundtracki elbette çok hoş olur: Emma (Music from the BBC Television Series)

Johnny Sosa'nın Şarkısı - Mario Delgado Aparain

/ Sunday, March 19, 2017 /
Uruguay’ı nasıl bilirsiniz? Ben, şahsen, Güney Amerika’da kendi halinde bir ülke olarak biliyordum. Bir ara da, hatırlarsınız, Uruguay’ın Devlet Başkanı Jose Mujica, dünyanın en fakir başkanı olarak haberlere konu olmuştu. 12.000 dolarlık maaşının %90’ını fakirlere ve küçük girişimcilere dağıtan Mujica, Türkiye’de de çok konuşulmuştu…



Uruguaylı yazar Mario Delgado Aparain’in Johnny Sosa’nın Şarkısı isimli kitabını okuduktan sonra Uruguay’ı da, Mujica’yı da biraz daha araştırdım. Ve gördüm ki Mujica ile Aparain’in arasında 14 yaş var; Mujica büyük. Uzatmadan şuraya geleceğim: ikisi de Aparain’in kitabına konu olan dönemi çok ama çok iyi biliyor. Aparain hakkında yeteri kadar Türkçe veya İngilizce kaynak bulamadığım için onu bilmiyorum ama Mujica, 2 kere hapse atılmış ve 6 kere vurulmuş. Uruguay çok kötü günler geçirmiş arkadaşlar anlayacağınız. Ve bence en korkunç kısmı da onların acı günlerinin bizim içinde bulunduğumuz bu günlere çok ama çok benzemesi…

Johnny Sosa’nın Şarkısı, Luis Sepulveda’nın önsözüyle açılıyor. Şilili yazar, Johnny Sosa’nın Şarkısı ile ilk tanışmasını anlatırken, Uruguay’ın belli bir dönemine, buna paralel olarak da kitabın arka fonuna dair ipuçları veriyor. Latin Amerikalı şairlerin en büyüğü, Brezilyalı Guimaraes Rosa’dan bir alıntı yapmış en başta mesela:

“Hikayeler sadece anlatıcının ağzından dökülmezler, onu şekillendirirler de: Anlatmak direnmektir.”

Aparain de direnenlerden. Johnny Sosa karakterini yaratarak, diktatörlük zamanlarında insanların ne pahasına neler kaybettiğini ele alıyor yazar. Gücü elinde tutana yanaşanlar kazanıyor, bir şeyler elde edebiliyor ve zor bela sahip olduklarını kaybetmek istemiyorlarsa da sevdiklerinin gördüğü zulümü izlemek zorunda kalıyorlar. İzlemeyip, karşı çıkmaları durumunda da uğraşarak kazandıkları her şey anında yok olma tehlikesi altına giriyor.

Sepulveda, yine önyazısında şöyle yazmış:

“Uruguay’daki üniformalı barbarlığı kazasız belasız atlatanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez, onlar da tek bir hece bile yazmamışlardır; çünkü bir diktatörlük için yazmak isyan etmekle eşanlamlıdır.”

Sırf doğru zamanda, doğru yerde doğmadığı, yaşamadığı için Johnny Sosa’nın başına gelenleri okurken gerçekten tek düşündüğüm “Allahım, çok tanıdık geliyor hepsi!” oldu. Tarih öğretmenlerim, “geçmişi öğrenip ders almak lazım” diye diye, kafama vura vura o kitapları ezberlettiler bana zamanında. Ama kim, hangi tarih kitabından ne dersi almış gerçekten çok merak ediyorum. İnsan hala insan ve geçmişte olan, bugün herkesin “offf ne fenalarmış” diye yorumladığı her şeyi bugün tekrar edenler var. Yine yazı, diktatörlüğe karşı isyan etmek. Yine “ben bunu istemiyorum” demek, nankörlük. Ve yine iyi bir insan olmak, kaybetmek demek…



Tanıtım Yazısı:

Kitabın yazarı Mario Delgado Aparin Uruguaylı. Uruguay da öbür Latin Amerika ülkeleri gibi diktatörlüklerden nasibini almış bir ülke, doksanlı yıllardan önce ülkede hapse girmemiş hemen hiçbir aydın kalmamış. Gazeteci olan Aparin romanında bu karanlık dönemi işlemiş.

Johnny Sosa’nın hikâyesi Florida’dan başlayıp güneye inen Mosquito County denilen topraklarda geçiyor. Johnny zenci bir blues şarkıcısı, Lou Brakley hayranı, ön dişleri olmadığı için sesi çok güzel olmasına karşın şarkıcı olarak önü açık değil. Her sabah yedide uyanarak Melias Churi’nin hazırladığı Brakley programını tek dalga Spika radyosundan dinliyor, beyaz sevgilisi Dina’yla sevişiyor, Chantecler adında bir randevuevinde Kara Elmas adını verdiği gitarı ve yeşil bangosuyla caz müziği yapıyor. Yaşamdan bundan başka bir şey istediği de yok.

Bir gece Johnny, Chantecler’de Melias Churi’yle karşılaşıyor. Churi genç adama sesinin güzel olduğunu ama onunki gibi ‘İngilizce olmayan bir İngilizce’yle’ söylenen şarkılarını kimsenin dinlemeyeceğini söylüyor. Johnny’nin tek ilgilendiğiyse Brakley’in hikâyesinin program durdurulduğu için dinleyemediği sonu. Johnny ısrar edince, sunucu, cazcının bir sabah ‘İsa’nın yüzünün bilimsel bir araştırması’ adlı bir kitapla küvette ölü bulunduğunu, kanında on bir ayrı uyuşturucuya rastlandığını söylüyor. Ancak tam o sırada bara giren askerler sunucuyu yaka paça götürüyorlar.

Mosquito County’de sonu gelmeyen askeri darbelerden biri daha. Kasabaya yerleşen sıkıyönetim komutanı, kiliseyle sıkı bir işbirliği içinde cadı avı başlatarak, bir yandan da çok sevilen Radio Nacho’nun zararlı yayınlar yaptığını savunuyor. O dönemde en prestijli işse, ironik ama, komutanın küçümsediği bu radyonun tüm Karayip kıyılarına yayınladığı bir bolero yarışmasını kazanmak. Kazanmayı çok isteyen askerler kasabanın rahibiyle işbirliği içinde, Johnny’ye dişşiz bir zencinin oralarda blues söyleyerek barınamayacağını, Chantecler’in kapatılıp orada çalışan Brezilyalı fahişelerin çoktan toplatılıp hapse atılmasını söyleyerek baskı yapıyorlar. Blues sanatçısından bolero söylemesini isteyip onu bir maestrodan ders almaya zorluyorlar, komutan sırf bu iş için Johnny’nin dişlerini yaptıracağını vaat ediyor. Dina’nın da baskısıyla bolero söylemeye razı gelen Johnny, bolero derslerinden de, içine düştüğü işbirlikçi konumundan da müthiş rahatsızlık duyuyor.

Kasabada askeri baskının artmasıyla işler giderek kötüleyip dostları olur olmaz nedenlerle ortadan yok olmaya başlayınca, Johnny kimselerin yüzüne bakamaz oluyor. Sonunda tam yarışma arifesinde tüm havasını yitirmiş Chantecler’e gidiyor, Kara Elmas’ı ve bongosunu alarak sahneye çıkıyor, askerlerin gözünün içine baka baka blues söylüyor. Bunun üzerine komutan Johnny’den vermezse zorla almaya son derece kararlı, gitarını ve dişlerini istiyor.

Johnyy Sosa’nın Şarkısı eski bir yaraya parmak basan, blues parçaları ve ellilerin sinema karakterleriyle renklendirilmiş dokunaklı bir öykü. Askeri rejimlerden çok çekmiş bir Latin Amerikalı yazarın kaleminden çıkma, baskı, zorbalık, özgürlük konularını işleyen iyi yazılmış bir kısa roman. Kitap ilk kez 1991’de basılmış, Aparain kendine özgü bir tarz ve kara mizah duygusuyla kaleme almış romanını. Sepulveda’nın kısa romanları gibi hüzünlü ve dokunaklı, ama bir o kadar da matrak ve sevgi dolu bu öykü, ellili yılların filmlerinden Johnny’nin aklına geliveren olur olmaz repliklerle renklendirilmiş.

Buradan satın alın; Johnny Sosa'nın Şarkısı

Bu kitapla ne içilir: Milli içkimiz ayran!
Bu kitapla ne dinlenir: La Balada de Johnny Sosa

Bir Gençlik - Patrick Modiano

/ Sunday, March 12, 2017 /
Bir Gençlik Patrick Modiano'nun okuduğum ilk kitabı oldu. 2014 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar bu kitabında dışarıdan tüm normalliğiyle sürüp giden hayatların geçmişinde neler yaşanmış olabileceğini kurcalıyor. Hemen ısınacağınız iki karakter üzerinden geçmişe gidecek ve şimdiki zamanınıza farklı bir açıdan bakacaksınız. 


Bir Gençlik Odile ve Louis'in şimdiki zamanıyla başlıyor. Bu ikili, kendi iki çocuklarıyla birlikte güzel bir dağ evinde yaşamaktadır. Dağ evinde uzun zamandır işlettikleri yuva işini de artık bitirmişlerdir ve ev sadece onlara kalacaktır. Gayet mutlu bir aile tablosu var yani karşımızda. Ancak ne zaman geçmişe dönüp Louis ve Odile'in hayatlarına onlar gençken bakıyoruz, işte o zaman işler biraz değişiyor. Louis ailesini bir kazada kaybetmiştir, askerlikle ilişkisini de iki sene sonra bitirmiştir. Odile ise farklı bir biçimde ailesini kaybetmiştir ve bu ikili kitapta bir süre sonra ancak birleşir. İkisinin geçmişi birleşene kadar hikayeleri de farklı bir şekilde ilerler. Bunun müthiş bir hikaye olduğunu söyleyemeyeceğim ancak yazarın stili, hikayenin alışılmadık yollarla anlatılması ve karakterlerin masumiyeti hoşunuza gidebilir. Okuyacak bir Nobel kazananı arıyorsanız hoş bir seçenek olabilir diye düşünüyorum. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Evet, yarın değil öbür gün yola çıkmaları gerekiyordu. Bunu düşününce Louis’nin içini bir çaresizlik duygusu kaplıyordu. Paris’te ne yapacaklardı? Bu iki İngiliz’e açılma, hatta onlardan öğüt isteme ihtiyacı duydu. Hiçbir zaman, hiç kimse kendilerine öğüt vermemişti ki!.. Şu dünyada yapayalnızdılar.

Paris’te yolları kesişen Odile ve Louis’nin rastlantılarla ve serüvenlerle dolu yaşamları, sahip oldukları tek zenginlik olan masumluklarıyla onlara farklı bir dünya yaratıyor. Birdenbire kendilerini karmaşık bir hayatın içinde bulan bu iki genç, bir yandan kenti ve insanları tanıyıp hayata tutunmaya çalışırken belki de en çok kendilerini tanıyıp birbirlerine tutunuyorlar.

Modiano’nun yalın ve kendine özgü dili kitabın her cümlesinde karşımıza çıkıyor, bir sinema filmi izletircesine her kareyi göstererek okuru içine alıyor ve bir daha asla bırakmıyor...

Buradan satın alın; Bir Gençlik - Patrick Modiano

Bu kitapla ne içilir: Jamie Oliver'dan gelsin bu sefer: Little Tickle
Bu kitapla ne dinlenir: Bir Fransız klasiği: Debussy

Son Valsi Bana Sakla - Zelda Fitzgerald

/ Sunday, March 5, 2017 /
Zelda Fitzgerald, benim de pek çok insan gibi F. Scott Fitzgerald’ın karısı olarak tanıdığım bir isim. İkisinin 1920’leri fethedişi, fırtınalı evlilikleri, ‘Kayıp Jenerasyon’ akımını başlatmaları, Ernest Hemingway’e kadar zamanın pek çok ünlü isimleriyle takılmaları hepimizin iç çekerek, kıskanarak okuduğu şeyler.

Zelda, trajik bir kişilik benim gözümde: F. Scott Fitzgerald ile evliliklerinin çalkantılı olmasının nedenleri arasında, mesela, ikisinin de deli gibi içmesi ve birbirlerini sürekli suçlamaları yer alıyor. Buna rağmen çok büyük de bir aşktan söz ediyoruz; mesela, eşine sonuna kadar inanan ve ne olursa olsun onun yanında olan Zelda, onun başarılı olmasını engellediğini düşündüğü için Hemingway’den nefret ediyor. Zelda, manik-depresif teşhisi konduktan sonra klinik klinik gezince çift ayrı düşüyor ve F. Scott Fitzgerald’ın ölümü de karısının yanında olmadığı zamanlara denk geliyor. Çok acı değil mi ya?



Güzelliği ve enerjisiyle herkesi kendine hayran bırakan bir kadın olsa da Zelda’nın hayatı tabii ki toz pembe bir rüya gibi değil. Oldukça otobiyografik olduğu söylenen tek romanı Son Valsi Bana Sakla’da da nereden nereye geldiğini, yol alırken neler hissettiğini açık açık görebiliyorsunuz. Eğer bu doğru ise (yani otobiyografik olduğu kısmı), resmen içini dökmek için yazmış kadın Son Valsi Bana Sakla’yı. Bunu göz önünde bulundurduğunuzda da bir yandan “gerçeği kurguya çevirirken sadece isimleri mi değiştirmiş acaba?” diye düşünüyor, bir yandan da fazla uzun sürüyor gibi gelen, biraz sıkıcı kısımları affediyorsunuz: yaşadığı ayrıntıların çoğu kendisine önemli gelmiş herhalde ki hiçbirini atlamak istememiş gibi Zelda.

Son Valsi Bana Sakla’da kafanıza takılan şeyler olacak: mesela, zaman çok çabuk geçip gidiyor, karakterlerin tavırları ve hatta görüntüleri de aynı hızda bu değişimden etkileniyor. Ama bunu da göz ardı edebiliyorusunuz çünkü F. Scott Fitzgerald’ın ünlü romanlarına ilham veren bu ilişkiyi bu sefer karşı tarafın gözünden izleyebiliyorsunuz.

Örneğin, Son Valsi Bana Sakla’da Zelda’nın alter ego’su olarak görülen Alabama karakteri, başarılı bir ressam olan David Knight ile evleniyor. Şaşalı denebilecek bir yaşam sürmelerine rağmen Alabama kendini yalnız, bir kenara atılmış, kocası onu umursamıyormuş gibi hissediyor. Kliniğe yattığında da kocasının bunu ondan kurtulmak için yaptığını düşünüyor…

F. Scott Fitzgerald’ın Zelda’ya nasıl aşık olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama Son Valsi Bana Sakla’da görüyoruz ki bunu kadına pek de hissettirememiş ve kadın hayallerine, isteklerine inanmayan bir adam birlikte olduğunu düşünerek ölmüş gitmiş…



Tanıtım Yazısı: 

Eşi F. Scott Fitzgerald ile birlikte 1920'lerin sembol figürlerinden biri olan Zelda Fitzgerald'ın yazdığı Son Valsi Bana Sakla otobiyografik özellikler taşıyan bir eser. Romanda, tıpkı kendisi gibi bale tutkunu bir genç kadını ele alan Zelda, kendi evliliğinde yaşadığı çalkantıları neredeyse birebir takip eden bir kurgu yaratmış ve romanın başkişisi Alabama'yı bir nevi alter egosu haline getirmiştir. Fransa'ya taşınan çiftin yaşadıkları, Alabama'nın geçkince yaşına rağmen baleye olan merakı ve yakışıklı bir pilotla yaşadığı yasak aşk, romanla gerçek hayat arasındaki paralelliklerin sadece bir kısmı. 1920'lerde bir kadının kendi hayatının dizginlerini ele alma mücadelesini anlatan Son Valsi Bana Sakla, Zelda Fitzgerald'ın basılan tek romanı oldu.

Dilimize ilk kez çevrilen Son Valsi Bana Sakla, 20.yüzyılın en meşhur edebi çiftlerinden birinin ilişkisine farklı bir bakış açısı SUNUYOR.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; Son Valsi Bana Sakla - Zelda Fitzgerald

Bu kitapla ne içilir: Viski
Bu kitapla ne dinlenir: Bessie Smith

Sabır Taşı - Atiq Rahimi

/ Sunday, February 26, 2017 /
Sabır Taşı Atiq Rahimi'nin okuduğum ilk kitabı ve sonuncusu da olmayacak. 2008 yılında Prix Goncourt ödülünü kazanan bu küçücük roman, içinizde susturamayacağınız çığlıklara dönüşecek, ne yazık ki elinizden bırakamayacaksınız. Afganistan'da bir odada, hasta bir adama bakarken bulacaksınız kendinizi. Müthiş bir karakterle birlikte içinizdeki her şeyi kusacaksınız.


Sabır Taşı kocası bilinçsiz bir şekilde yatan bir Afgan kadının hikayesini anlatıyor. Savaş yüzünden darmaduman olmuş bir şehirde iki kızıyla ne yapacağını bilemeyen bu kadın, hasta kocasının başında dualar ediyor, tespih çekiyor. Ancak bir zaman sonra kocasına ne derse desin, ne anlatırsa anlatsın bir tepki alamadığını görüyor. Adam ne ölüyor, ne de insan gibi yaşıyor. Ve kadın başlıyor anlatmaya... Yıllarca yaşadığı her şeyi, içine attığı her hüznü anlatıyor kocasına. Tüm günahlarını, tüm yalanlarını, pek nadir mutlu anlarını. Bir yandan da elbette kocasının bakımına devam ediyor. Altını temizliyor, gözlerine damla damlatıyor, serumunu değiştiriyor. Kocası hala bilinçsiz, yatıyor. Kadın anlatmaya devam ediyor. Kitabı okudukça Afganistan'da ve benzer yerlerde kadınların yaşadıklarını en derinlerinizde hissedecek ve kahrolacaksınız. Atiq Rahimi enfes bir yazar. Kitap insanı üzüp depresyona sokuyor biraz evet. Ancak işte edebiyat... Ah edebiyat!


Tanıtım yazısı:

Afganistan'da bir evde, basit bir döşek. Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir erkek.
Erkeğin başucunda, dua edip tespih çekerek onunla ilgilenen karısı. Dışarıda, sürüp giden savaş.
Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...
Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...
Atiq Rahimi'nin bu sarsıcı eseri, şiirselliği ve temposuyla, daha ilk satırlardan itibaren sarıp sarmalıyor okuru.
Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı.

Buradan satın alın; Sabır Taşı - Atiq Rahimi

Bu kitapla ne içilir: Sanırım hiçbir şey. Yani içmeseniz daha iyi olur sanki. Belki çay... Belki.
Bu kitapla ne dinlenir: Hiçbir şey dinlemeyin, gerek yok. Oturun sessiz sessiz okuyun.

Vefasız Peri - Guillermo Cabrera Infante

/ Sunday, February 19, 2017 /
Bu yıl, Can Yayınları'ndan okuyacağım kitapları Her Ülkeden Bir Kitap projesini de besleyecek şekilde seçmeye çalıştım. Kübalı yazar Guillermo Cabrera Infante ile de bu sayede, Vefasız Peri ile tanıştım. Vefasız Peri'nin "bir aşk hikayesi" olarak tanımlanması, "aşk bana göre değil" diyenleri caydırmasın sakın; hiç ama hiç o bildiğiniz, alışkın olduğunuz aşk hikâyelerinden değil. Üstüne üstlük Infante'nin inanılmaz kelime oyunları da bana çoğu kez "kim bilir kendi dilinde ne kadar keyiflidir!" dedirtti. Kitabın sanat ve müzikle dolu olması da cabası...



Tuhaf bir aşk Vefasız Peri'deki... Evli ama mutsuz bir ana karakter. Onun tutulduğu, tuhaf, yaşça epey küçük, esprilerini ve göndermelerini anlamayan ve bunu da dile getirmekten çekinmeyen Estela... Mesela, adamcağız aşktan dem vurmaya çalışırken aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

Adam: "Aşk böyledir. Bach gibi kör, Beethoven gibi sağır, Van Gogh gibi kulağı kesik."
Estela: "Ayy. Ne çok insan saydın."

Anlatabiliyor muyum?

İlk başta gerçekten anlamakta çok zorlandım öyle bir adamın böyle bir kıza nasıl aşık olduğunu. Ancak daha da okudukça, hikayenin içine daha çok girdikçe anlıyorsunuz ki adam zaten kendi beyninden, etrafındaki entelektüel havadan bezmiş ve kültürlü olması bir kenara, hayata dair de hiçbir şey bilmeyen Estela tuhaflığı ve biraz da sapkınlığıyla onun beynini rahatlatıyor gibi geldi bana.

Başta da biraz bahsettiğim gibi, Infante'nin Vefasız Peri'de yaptığı kelime oyunları inanılmaz. Bir kelimeden bir başkasını türetiyor, bir fikirden diğerine uçuyor, sürekli ama sürekli ya biz müzisyene, ya bir ressama, ya bir filme gönderme yapıyor. Bazı yerlerde zor oluyor bunları anlamak, itiraf edeyim. En azından ben biraz zorlandım diyeyim. Ama jeton düşünce de "vay anasını!" dedirtiyor insana.

Bir de çok hoşuma giden tespitleri var Infante'nin. Mesela;

Kadınlar kitaplar gibidir: İnsan hep onları yatağa götürmek ister. Bakire gibi görünen kitaplar ciltsizdir. Ayracı hazırda bulundurmak gerekir. Bir mektup açacağı yeterlidir.



Tanıtım Yazısı:

Estela ve ben bu kitapta, bu sayfada, bu kelimelerde birleştik. Bizi bir boşluk birleştiriyor: O öldü, bense bu kitabı yazmak için yaşıyorum. Bizi bu cennet kurtaracak, cezamızı bu cehennem verecek: bir kitap, hayat.

Devrim öncesi Havana... gencecik Estela... ve ona sevdalanan evli bir sinema eleştirmeni. Ama bu alışıldık bir gönül serüveni sayılmaz, çünkü Estela hiç de göründüğü kadar toy değil.

Guillermo Cabrera Infante, ölümünden sonra yayımlanan Vefasız Peri'de sözcük oyunları, iğnelemeler ve göndermelerle dolu üslubuyla başka zamanlardan bir Havana aşkına hayat veriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; Vefasız Peri - Guillermo Cabrera Infante

Bu kitapla ne içilir: Piña colada
Bu kitapla ne dinlenir: Linda Ronstadt - Perfidia

Bin Dokuz Yüz - Alessandro Baricco

/ Sunday, February 12, 2017 /
Bin Dokuz Yüz çok sevdiğim bir yazar olan Alessandro Baricco'nun okuduğum üçüncü kitabı oldu. Bu sene okuma listemde bir kitabı daha var, onu da şimdiden okumak için sabırsızlanıyorum. Yazarın okuduğum ikinci kitabı İpek o kadar çok hoşuma gitmişti ki bu yazarla biraz daha vakit geçirmek istedim. İyi de etmişim. Bin Dokuz Yüz bir oturuşta bitecek ancak ne yazı ki hiç bitmesin isteyeceksiniz.


Bin Dokuz Yüz, 1900 yılında kocaman bir yolcu gemisinde terkedilmiş bir bebeğin öyküsünü anlatıyor. Bu bebeğe adını veren de doğduğu bu yıl oluyor. Bir kutunun içinde piyanonun üzerine bırakılan bebek gemide yaşamaya başlıyor ve bütün hayatı gemide geçiyor. Tahmin edebileceğiniz üzere inanılmaz bir karaktere dönüşüyor. Bir de elbette herkesi büyülen bir şekilde piyano çalıyor. Bu enfes karakterin hikayesini gemiye trompet çalmak üzere giren bir müzisyenden dinliyoruz. Sonuna kadar büyük bir ilgiyle okuyacak ve böylesi bir karakterle tanıştığınız için de çok mutlu olacaksınız. Karaya adımını hiç atmamış bu adam size çok şey anlatacak. Dediğim gibi hiç bitmesin isteyeceksiniz ama hemen bitiverecek. Alessandro Baricco insanı sarıveren hikayeler anlatmayı çok iyi başarıyor. Mutlaka bir kitabını alın okuyun, zaten gerisi gelecektir. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Alessandro Baricco’nun, satış rekorları kıran İpek adlı yapıtı, insanoğlunun mutluluk arayışının şiirsel bir masalıydı. Öfke Şatoları’nda, yaşamın kıyısına varmaya çalışan, olanaksızın peşinde koşan insanların sarsılmaz umudunu dile getiren yazarın Kent adlı kitabı, Kafka’nın yapıtlarıyla kıyaslanmıştı. Homeros, İlyada’da, eski çağların ölümsüz destanı tanrıların olmadığı çağdaş bir yoruma kavuşuyordu. Cennet Sineması’nın ünlü yönetmeni Giuseppe Tornatore’nin beyazperdeye de uyarladığı Bin Dokuz Yüz ise, 1900 yılının ilk günü bir transatlantikte bir kutunun içinde bulunan ve “Bin Dokuz Yüz” adı verilen bir bebeğin olağandışı öyküsü. Olağanüstü bir piyano virtüozu olan ve yaşamı boyunca karaya hiç ayak basmayan “Bin Dokuz Yüz”, giderek bir efsaneye dönüşecektir. Baricco’nun Bin Dokuz Yüz’ü, çarpıcı bir öyküden yola çıkarak, 20. yüzyıla şaşırtıcı derinlikte bir yorum getiriyor.

Buradan satın alın: Bin Dokuz Yüz - Alessandro Baricco

Bu kitapla ne içilir: Biraz tuzlu, biraz buruk tequila enfes olur!
Bu kitapla ne dinlenir: Elbette piyano ille de piyano! Piano 100: Spotify Picks

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (2) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (15) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (70) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (1) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (3) charles dickens (1) christine orban (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (1) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (11) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (1) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (2) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (21) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) roman (77) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger