Son Patron - F. Scott Fitzgerald

/ Sunday, April 23, 2017 /
Son Patron F. Scott Fitzgerald'ın yazdığı son roman. Bu romanın en ilginç tarafı ise yazarın ne yazık ki romanı tamamlayamadan hayata veda etmiş olması. E peki ne okuyacağız derseniz, romanın son bölümü yazarın notlarından ve yazarın arkadaşlarına anlattığı kadarıyla alınan notlardan oluşuyor. Yani aslında kitabın son bölümlerinin kısa kısa anlatılan bir özet olduğunu düşünürseniz karşısınızda bildiğiniz Fitzgerald duruyor.


Son Patron Hollywood'un altın çağında, 1930larda geçiyor. Genç yaşından itibaren stüdyoda çalışan ve kariyerinde müthiş yerlere gelmiş Stahr hayli ümitsiz ve oldukça tehlikeli bir aşkın peşine düşmüştür. Biz de onu ona aşık bir kızın gözünden okuruz, onunla birlikte yavaş yavaş Stahr'ın büyüsüne kapılmadan edemiyor insan. Bir yandan da Hollywood'da neyin nasıl işlediğini, güç gösterilerini, entrikaları ve saçma sapan ilişkileri okuyacak, bunca pırıltının altında nasıl bir karanlık olduğunu görünce... Eh aslında pek şaşırmayacaksınız. Fitzgerald seviyorsanız bu son kitabını da mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

"Stahr'la Kathleen'in bakışları buluştu, kenetlendi. Bir an, daha sonra hiç kimsenin cesaret edemediği bir biçimde seviştiler. Bakışmaları bir kucaklaşmadan daha yavaş, bir seslenişten daha acildi."

1930'larda altın çağını yaşayan Hollywood'da geçen Son Patron, F. Scott Fitzgerald'ın son romanı. "Filmleri tiyatronun çapının ve gücünün çok ötesine" taşıyan dâhi yapımcı Monroe Stahr'ın ümitsiz aşk hikâyesini konu alan kitap, sinema dünyasının şaşaasının ardındaki gerçeklere, güç oyunlarına ve hayal kırıklıklarına ışık tutuyor.

Fitzgerald romanını tamamlayamamış olsa da ince gözlemleri ve çok yönlü karakterleri, kendisini 20.yüzyılın en büyük edebiyatçılarından yapan ustalığını yansıtıyor. Yazar, Stahr'ın karakterinde, tüm yaraları ve burukluğuyla yeni bir Gatsby yaratıyor. Amerikan rüyasına erişenlerin trajedisini, konuyla örtüşen çarpıcı bir üslupla ele alan Son Patron, büyük bir romancının ardında bıraktığı son hazine.

Buradan satın alın; Son Patron - F. Scott Fitzgerald

Bu kitapla ne içilir: Elbette Hollywood'dan esin alan bir tariften yararlanmak gerek: The Ginger Rogers

Bu kitapla ne dinlenir: Kitap 1930ların Hollywood'unda geçtiğinden şu çalma listesi pek de hoş olabilir sanki: 1930s

Kaybolan Sevgililere Yollar - Nadeem Aslam

/ Sunday, April 16, 2017 /
Kaybolmuş Sevgililere Yollar’ın tanıtım yazısına göre eleştirmenler şöyle diyormuş: “Bir gün Marquez İngiltere’deki Pakistanlı göçmenleri konu alan bir roman yazsaydı, ancak bu kadar güzel ve çarpıcı bir yapıt ortaya koyardı.” Size bir şey söyleyeyim mi? Doğru diyorlar! Tek fark, Marquez kanlı, bağırsaklı metaforlar severken, Nadeem Aslam daha çiçekli, böcekli olanları tercih ediyor. Ama büyü (yani aslında büyülü gerçeklik) seviyesi ikisinde de hemen hemen aynı...



Ben, kitapta sevdiği cümlelerin altını çizen, sonra altını çizdiğim cümleleri defterlere geçiren, deftere geçirmesem de bir yere cuk oturdukları zaman tamamını hatırlayamadığımda dönüp bakan bir okurum. Kaybolmuş Sevgililere Yollar’ı okurken, bu huyumu 42’nci sayfadan sonra bıraktım. Çünkü neredeyse tüm kitabı çizmem gerekecekti! Bakın mesela, bunlar daha kitabın ilk sayfasında çizdiklerim:

“[…]ama koku, silinip gitmişken bile varlığını hissettiriyor, yokluğuna dikkat çekiyordu.”

“[…]bir midyenin, incinin etine gömülmesine ses çıkartmaması gibi, göl kıyısındaki çakıl taşları da çocukların çıplak ayaklarının tabanlarını acıtmıyordu anlaşılan.”

Anlatabiliyor  muyum?

Kaybolan sevgililerin, sevginin hikayesi

Kaybolan Sevgililere Yollar, ahtapot şeklinde bir hikaye. Yani; kafa kısmı, yani hikayenin tam ortası, Chanda ve Jungu isimli aşıkların İngiltere’de yaşadıkları mahalleden kaybolmaları. Ahtapotun kollarına yayıldıkça ise aynı mahallede yaşayan diğer karakterlerin hayatları, inançları, alışkanlıkları giriyor işin içine ve size garanti veririm ki hepsi cidden ama cidden çok ilgi çekici karakterler. Irkçılık ve dine bağlı ayrımcılık ile başa çıkmaya çalışan bu insanlar ne yazık ki bugün hala süregelen dil, din, ırk ayrımına, göçmenlerin çektiği çileye de ışık tutuyor. Korumacılık uygulamalarının giderek arttığını, ABD seçimlerinin sonuçlarını, Türkiye’de olanları da göz önünde bulundurursak bu vakaların sayısı giderek artmaya mahkum ne yazık ki. Belki de bu kadar ağır, yüreğe külçe gibi oturan konuları işlediği için Aslam çiçekli böcekli metaforları seçmiştir. Kötünün içinde iyinin barındığına inanmak için.

Ama tabii pek çok etkileyici romanda olduğu gibi, Kaybolan Sevgililere Yollar’da da işin kalbinde aşk ve aşıkların karşısına çıkan zorluklar var. Müslüman bir ailenin kızının sevgilisinin Hindu olması ve ailenin görüşmelerini yasaklaması var. 12 yaşındaki bir kızın, kızlığının bozulma riski olduğu korkusuyla jinekoloğa götürülmesinin yasaklanması var. Kocasıyla henüz yatmamış bir gelinin annesinin damadına “ona bu gece tecavüz et” diyerek akıl verişi var. Tanıdık geliyor mu?


Tanıtım Yazısı:

Bir gün Márquez İngiltere’deki Pakistanlı göçmenleri konu alan bir roman yazsaydı, ancak bu kadar güzel ve çarpıcı bir yapıt ortaya koyardı,” diyor eleştirmenler, Nadeem Aslam’ın, Encore Ödülü ve Pasifik Kıyısı Kitap Ödülü’nü kazanmış bu romanı için.

İngiltere’nin küçük bir kentinde yaşayan Pakistanlı Jugnu ile sevgilisi Chanda ortadan kaybolurlar. Beyaz mahallelerinden soyutlanmış kapalı bir çevrede tutunmaya çalışan Pakistanlılar arasında sevgililerle ilgili dedikodular yayılır ve karlı bir kış günü Chanda’nın erkek kardeşleri cinayet suçlamasıyla tutuklanır. Tutuklanmayı izleyen on iki aylık süreci aktaran Kaybolan Sevgililere Yollar, kültürler, cemaatler, milliyetler ve dinlerin kesişme noktasındaki bir ailenin acılarını, şiirsel bir dille anlatıyor.

Buradan satın alın; Kaybolan Sevgililere Yollar - Nadeem Aslam

Bu kitapla ne içilir: Kahlua
Bu kitapla ne dinlenir: Michael Jackson - Black or White


Amerikana - Chimamanda Ngozi Adichie

/ Sunday, April 9, 2017 /
Amerikana bir yandan çok geç bir yandan da tam zamanında okuduğumu hissettiğim bir roman oldu. Nijerya, İngiltere ve Amerika'da geçen kitap baştan sona hızla ve zevkle okunuyor. Chimamanda Ngozi Adichie çok uzun zaman sonra bende de yazma isteği uyandıran bir yazar oldu. Olabildiğince kendi sesine sahip, incelikle ve zekayla yazan her yazarda olduğum gibi iyi ki edebiyat var dedim yine.


Amerikana ırk, Batılılaşma, göç ve bir aşk hikayesi. Ifemelu ve Obinze adlı karakterler üzerinden ilerleyen kitap, üzerinde pek düşünmediğim ırkçılık konusunda tahminimden daha çok kafa yormama yaradı. Ifemelu ve Obinze Nijerya'da birlikte büyüyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ifemelu bir yolunu bulup Amerika'ya gidiyor ve yaşadığı bazı talihsiz olaylardan sonra Obinze ile görüşmüyor, görüşemiyor. Obinze ise Amerika vizesini bir türlü alamasa da sonunda İngiltere'ye gidebiliyor. İkisi de farklı ülkelerde, az çok aynı sorunlarla boğuşuyorlar. Ifemelu Amerika'da deneyimlediği bu yeni siyah olma hali üzerine bir blog açıyor ve hiç beklemediği kadar popüler oluyor. İyi okullarda okuyor, kendi hayatını kuruyor ve nihayet bir Amerikalı oluyor. Obinze'nin durumu ise biraz daha farklı... Kitap hakkında elimden geldiğince az spoiler vermek adına hikayeyi burada kesiyorum. Koca bir hayatı anlatan bir kitap bu, benim buraya özet geçtiklerim arasına birçok hayat daha karışıyor elbette. Hepsinin hikayesi de ayrı ayrı. Amerikana bana çok şey öğreten ve kendime farklı bir açıdan bakmama yarayan bir kitap oldu. Böylesi bir kazanımı kurgu türü kitaplarda her zaman elde edemediğimden sanırım kitaba ayrı bir saygı duydum. Adichi'nin oldukça akıcı, duru bir stili var. Koca kitabı ne zaman elime aldıysam okumak istediğimden daha çok bölüm okumuş halde yerine bıraktım. Size de aynısı olacak eminim. Mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı;

Chimamanda Ngozi Adichie'den, çağımızda hem çok tartışılıp hem de sıkça görmezden gelinen ırk meselesi üzerine cesur bir roman. Üniversite eğitimi için Amerika'ya giden genç bir Nijeryalı kadının arkadaşlık ve aşk ilişkileri, toplumdaki kadın erkek rolleri ve kültür çatışması üzerine ince gözlemleriyle bezeli Amerikana, sosyal sınıf ve ten rengine dayalı kabileciliğin günümüzdeki varlığını irdeliyor. Afrikalı kimliğinin Afrika, Avrupa ve Amerika'daki farklı algılarını sorgularken ırk ve ırkçılık üzerine aslında son derece basit ama tam da basit olduğu için örtbas edilebilen meseleleri gözler önüne seriyor. Biri Amerika'ya biri Avrupa'ya giden iki çocukluk aşkı, Ifemelu ve Obinze'nin hikâyesi üzerinden Batılılaşmanın bir yanıyla Batı'ya "maruz kalmak" da demek olduğunu, sözünü sakınmadan anlatıyor Amerikana.

Nijerya'nın önde gelen genç seslerinden Adichie, National Book Critics Circle Ödülü'ne layık görülen ve başta The New York Times olmak üzere birçok mecmuanın yılın en iyi kitapları listesinde yer alan romanıyla çağdaş dünya edebiyatının önemli isimleri arasına girmeyi başardı. Özünde yıllara yayılmış bir aşk hikâyesi olan Amerikana, ufuk açıcı bir kitap.

Buradan satın alın; Amerikana - Chimamanda Ngozi Adichie

Bu kitapla ne içilir: Muzlu süt. Benim canım hep muz çekti kitabı okurken, sizin de çekebilir.

Bu kitapla ne dinlenir: Galiba hem Amerika'dan, hem İngiltere'den hem de Nijerya'dan bir şeyler dinlemek gerek. Özellikle Nijerya kısmında ısrarlıyım. 

Oniki - Jasper Kent

/ Sunday, April 2, 2017 /
Her ne kadar Jasper Kent’in Oniki’sinin geçtiği zamanlardan 400 yıl önce ölmüş olsa da, biliyorsunuz ki Dracula (Vlad Dracula) da Rus. Napolyon’un ordusuna karşı savaşan Ruslar’a yardım eden vampirler düşüncesinin bana çok çekici gelmesinin temel nedenlerinden biri bu. Hep diyorum, eğer tarih kitaplarını hikaye kısmını atlamayıp, yainızca “şu adam, şu tarihte şunu yaptı” şeklinde yazmasalardı, biraz heyecan katsalardı okul hayatım boyunca tarihten kalmazdım. Hadi ille de vampir olsun demiyorum ama Jasper Kent’in Oniki’de yaptığını ders kitabı yazarları yapabilseydi bugün hepimiz her şeyi şakır şakır biliyor olurduk!


Bunu demişken, son zamanlarda biliyorsunuz ki vampir kitapları da çok fazla birbirine benzemeye başladı. Ancak arka fonunda dünya tarihindeki en büyük, en unutulmaz savaşlardan biri olan (ki hiç bir şey hatırlamasanız, “Napolyon’un kara yenildiği yer” olduğunu hatırlarsınız Rusya’nın) Oniki, işte tüm vampir kitaplarından bu sayede ayrılıyor. Bu vampirler güneşte parlamıyor, kutsal suyla erimiyor… Savaş gibi, pek çok insanın öldüğü bir ortamda parti veriyorlar gibi bir şey!

Jasper Kent, Oniki’de sadece ilginç bir ortama vampir atmakla kalmamış, hikayenin merkezinde olacak karakterleri de ince işlemiş. Rus ekipten biri olan, sık sık hikayeyi onun gözünden takip ettiğimiz Yüzbaşı Aleksey, mesela, hikaye savaş hikayesi olduğu için sadece savaşmıyor. Onun da bir ailesi var, kendince bir arkadaş çevresi var, korkuları, inançları ve hatta Fransız isimli hayat kadınlarına karşı zaafı var. Aleksey, iki boyutlu, sığ bir karakter olmadığı için inanın hikayenin geneli de bir o kadar zenginleşiyor ve ayrıntılarda gizlenen şeyler okurken insanı mest ediyor.

Oniki’nin vampirler, yani Opriçnikler, Rusya’nın halk hikayeleri temel alınarak oluşturulmuş. Başta da belirttiğim gibi, Oniki’nin vampirleri son yıllarda dünyanın okumaya doyamadığı, daha “insanlaşmış” vampirler gibi değiller. Onlarla ortak yanları, normal bir insandan çok daha fazla güçlü ve hızlı olmaları, gün ışığına karşı hassas olmaları, doymak için kan içmeleri gerekmesi ve kalbe saplanan tahta veya kafaları uçurularak öldürülebilmeleri. İşin en iyi yanı da, Jasper Kent’in Oniki okurlarına şu soruyu sordurtması: gerçek ‘canavar’lar Opriçnikler mi, yoksa insanlar mı?



Tanıtım Yazısı:

Napoléon, Rusya seferinde dayanılmaz kış koşullarına mı yenildi, yoksa işin içinde başka güçler de var mıydı?
Rusya 1812 sonbaharında başa çıkılmaz bir düşmanla karşı karşıyadır: Napoléon Bonaparte'ın Büyük Ordu'su. Rus şehirleri Fran-sızlara birer birer teslim olmuş, İmparatorluğun kalbi Moskova'yı kurtarmak ancak bir mucizeye kalmıştır. Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak Opriçniki adı verilen, Hıristiyan Avrupa'nın uzak köşelerinde efsane olmuş on iki savaşçının yardımına başvurur. Sadece geceleri ve yalnız başlarına savaşan çe-te, koca bir savaşın kaderini değiştirir. Ancak Yüzbaşı Aleksey, çetenin yolu üzerindeki ölüm haberlerinden şüphelenir. Asıl karabasanın henüz başlamadığını kısa sürede anlayacaktır…
"Gerçek tarihî olaylar, sınırsız fantezi ve hiç eskimeyen halk hikâyeleri. Roman, esrarlı olayları, dehşet duygusunu ve tarihi inanılmaz bir ustalıkla birleştiriyor."
Fantasy Book Review
"Tarihî romanla kara fantezinin kusursuz bir bileşimi, benzersiz bir gerilim."
Lisa Tuttle, The Times
"İnsan olmayan varlıkların yarattığı dehşetin, insanların yarattığı dehşeti vurguladığı bir roman."
New York Times Book Review

Buradan satın alın; Oniki - Jasper Kent

Bu kitapla ne içilir: Kırmızı şarap
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell

Emma - Jane Austen

/ Sunday, March 26, 2017 /

Emma Northanger Abbey'den sonra Jane Austen'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu sene Jane Austen'ın en az iki kitabını daha okuyacağım ve hazır İngiltere'deyken Jane Austen'ın evini de ziyaret etmeye çalışacağım. Doyasıya İngiliz ve enfes bir yazar Jane Austen. İyi ki kitaplarını şimdi, burada okuyorum diye düşünmeden de edemedim. Bahçeleri, evleri, manzaraları çok daha iyi canlandırıyorum gözümde. 


Emma Jane Austen'ın en çok sevdiği romanıymış. Diğer romanlarını okumadan bir kıyaslama yapamayacaksam da Emma'nın enfes bir roman olduğunu söyleyebilirim. Sevip sevmediğim tüm karakterleri o kadar canlı o kadar gerçekti ki bir süre sonra hayatımın bir parçası haline geldiler. Emma hakkında kısaca bir özet geçecek olursam; her biri farklı sınıflarda ve karakterlerde üç kızın yaşadıklarını ve evlilik yolundaki maceralarını anlatıyor derdim. Ancak elbette bunun yanı sıra Austen'ın sınıf ayrımı üzerine ince ince işlediği bir kara mizah da yok değil. Kara mizah diyorum çünkü şimdilerde okuduklarım bana hayli gülünç geliyor ancak hepsi ve daha fazlası bir zamanlar gerçeklikti. Naiplik döneminin Surrey'sinde geçen hayatlar üzerine düşünmek de içinde yaşadığım pek güzel Surrey bölgesi üzerine bolca araştırma yapmama sebep oldu. Hatta bir ara kitapta Frank'in ailesi Richmond'a taşınınca sebepsizce heyecanlandım. O yüzden iyi ki şimdi, iyi ki burada okuyorum Jane Austen'ı. Kitabı okuyan herkesin seveceğine eminim, her karakter üzerine düşüneceğinize de eminim ancak hepsini sevmeyeceğiniz kesin. Ben Emma'ya hiçbir şekilde ısınamadım, hatta sonunda olanlara da inanamadım desem yeridir. Fazlaca spoiler vermeyeyim en iyisi. Ve lütfen, kitabı okumadan diziyi ya da filmi seyretmeyin. İnanın hiç zevk almayacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Jane Austen, 1815'te, 39 yaşındayken tamamladığı Emma'nın en sevdiği romanı olduğu söyler. Aşk ve Gurur ve Mansfield Parkı gibi romanların yazarının gözbebeğidir Emma. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın "gerçek aşk"ı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da 19. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini inceden inceye alaya alır.

Büyük İngiliz şairi Lord Tennyson, Jane Austen'ı, "Shakespeare'den sonra en büyük İngiliz yazarı" diye nitelemişti. Jane Austen külliyatı, Sir Winston Churchill'in başucundan eksik olmazdı. Yapıtları çoktan Dünya Klasikleri arasındaki yerini almış olan Austen günümüzde "İngiliz edebiyatının Mozart'ı" olarak tanınıyor.

Buradan satın alın; Emma - Jane Austen

Bu kitapla ne içilir: Elbette İngiliz çayı! Ama lütfen demleyin, bir de varsa eğer güzel ve ince porselenlerde için. Çiçekli desenler puan kazandırabilir. Ama ille de çay! 

Bu kitapla ne dinlenir: BBC'nin çok sevilen uyarlamalarından Emma'nın soundtracki elbette çok hoş olur: Emma (Music from the BBC Television Series)

Johnny Sosa'nın Şarkısı - Mario Delgado Aparain

/ Sunday, March 19, 2017 /
Uruguay’ı nasıl bilirsiniz? Ben, şahsen, Güney Amerika’da kendi halinde bir ülke olarak biliyordum. Bir ara da, hatırlarsınız, Uruguay’ın Devlet Başkanı Jose Mujica, dünyanın en fakir başkanı olarak haberlere konu olmuştu. 12.000 dolarlık maaşının %90’ını fakirlere ve küçük girişimcilere dağıtan Mujica, Türkiye’de de çok konuşulmuştu…



Uruguaylı yazar Mario Delgado Aparain’in Johnny Sosa’nın Şarkısı isimli kitabını okuduktan sonra Uruguay’ı da, Mujica’yı da biraz daha araştırdım. Ve gördüm ki Mujica ile Aparain’in arasında 14 yaş var; Mujica büyük. Uzatmadan şuraya geleceğim: ikisi de Aparain’in kitabına konu olan dönemi çok ama çok iyi biliyor. Aparain hakkında yeteri kadar Türkçe veya İngilizce kaynak bulamadığım için onu bilmiyorum ama Mujica, 2 kere hapse atılmış ve 6 kere vurulmuş. Uruguay çok kötü günler geçirmiş arkadaşlar anlayacağınız. Ve bence en korkunç kısmı da onların acı günlerinin bizim içinde bulunduğumuz bu günlere çok ama çok benzemesi…

Johnny Sosa’nın Şarkısı, Luis Sepulveda’nın önsözüyle açılıyor. Şilili yazar, Johnny Sosa’nın Şarkısı ile ilk tanışmasını anlatırken, Uruguay’ın belli bir dönemine, buna paralel olarak da kitabın arka fonuna dair ipuçları veriyor. Latin Amerikalı şairlerin en büyüğü, Brezilyalı Guimaraes Rosa’dan bir alıntı yapmış en başta mesela:

“Hikayeler sadece anlatıcının ağzından dökülmezler, onu şekillendirirler de: Anlatmak direnmektir.”

Aparain de direnenlerden. Johnny Sosa karakterini yaratarak, diktatörlük zamanlarında insanların ne pahasına neler kaybettiğini ele alıyor yazar. Gücü elinde tutana yanaşanlar kazanıyor, bir şeyler elde edebiliyor ve zor bela sahip olduklarını kaybetmek istemiyorlarsa da sevdiklerinin gördüğü zulümü izlemek zorunda kalıyorlar. İzlemeyip, karşı çıkmaları durumunda da uğraşarak kazandıkları her şey anında yok olma tehlikesi altına giriyor.

Sepulveda, yine önyazısında şöyle yazmış:

“Uruguay’daki üniformalı barbarlığı kazasız belasız atlatanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez, onlar da tek bir hece bile yazmamışlardır; çünkü bir diktatörlük için yazmak isyan etmekle eşanlamlıdır.”

Sırf doğru zamanda, doğru yerde doğmadığı, yaşamadığı için Johnny Sosa’nın başına gelenleri okurken gerçekten tek düşündüğüm “Allahım, çok tanıdık geliyor hepsi!” oldu. Tarih öğretmenlerim, “geçmişi öğrenip ders almak lazım” diye diye, kafama vura vura o kitapları ezberlettiler bana zamanında. Ama kim, hangi tarih kitabından ne dersi almış gerçekten çok merak ediyorum. İnsan hala insan ve geçmişte olan, bugün herkesin “offf ne fenalarmış” diye yorumladığı her şeyi bugün tekrar edenler var. Yine yazı, diktatörlüğe karşı isyan etmek. Yine “ben bunu istemiyorum” demek, nankörlük. Ve yine iyi bir insan olmak, kaybetmek demek…



Tanıtım Yazısı:

Kitabın yazarı Mario Delgado Aparin Uruguaylı. Uruguay da öbür Latin Amerika ülkeleri gibi diktatörlüklerden nasibini almış bir ülke, doksanlı yıllardan önce ülkede hapse girmemiş hemen hiçbir aydın kalmamış. Gazeteci olan Aparin romanında bu karanlık dönemi işlemiş.

Johnny Sosa’nın hikâyesi Florida’dan başlayıp güneye inen Mosquito County denilen topraklarda geçiyor. Johnny zenci bir blues şarkıcısı, Lou Brakley hayranı, ön dişleri olmadığı için sesi çok güzel olmasına karşın şarkıcı olarak önü açık değil. Her sabah yedide uyanarak Melias Churi’nin hazırladığı Brakley programını tek dalga Spika radyosundan dinliyor, beyaz sevgilisi Dina’yla sevişiyor, Chantecler adında bir randevuevinde Kara Elmas adını verdiği gitarı ve yeşil bangosuyla caz müziği yapıyor. Yaşamdan bundan başka bir şey istediği de yok.

Bir gece Johnny, Chantecler’de Melias Churi’yle karşılaşıyor. Churi genç adama sesinin güzel olduğunu ama onunki gibi ‘İngilizce olmayan bir İngilizce’yle’ söylenen şarkılarını kimsenin dinlemeyeceğini söylüyor. Johnny’nin tek ilgilendiğiyse Brakley’in hikâyesinin program durdurulduğu için dinleyemediği sonu. Johnny ısrar edince, sunucu, cazcının bir sabah ‘İsa’nın yüzünün bilimsel bir araştırması’ adlı bir kitapla küvette ölü bulunduğunu, kanında on bir ayrı uyuşturucuya rastlandığını söylüyor. Ancak tam o sırada bara giren askerler sunucuyu yaka paça götürüyorlar.

Mosquito County’de sonu gelmeyen askeri darbelerden biri daha. Kasabaya yerleşen sıkıyönetim komutanı, kiliseyle sıkı bir işbirliği içinde cadı avı başlatarak, bir yandan da çok sevilen Radio Nacho’nun zararlı yayınlar yaptığını savunuyor. O dönemde en prestijli işse, ironik ama, komutanın küçümsediği bu radyonun tüm Karayip kıyılarına yayınladığı bir bolero yarışmasını kazanmak. Kazanmayı çok isteyen askerler kasabanın rahibiyle işbirliği içinde, Johnny’ye dişşiz bir zencinin oralarda blues söyleyerek barınamayacağını, Chantecler’in kapatılıp orada çalışan Brezilyalı fahişelerin çoktan toplatılıp hapse atılmasını söyleyerek baskı yapıyorlar. Blues sanatçısından bolero söylemesini isteyip onu bir maestrodan ders almaya zorluyorlar, komutan sırf bu iş için Johnny’nin dişlerini yaptıracağını vaat ediyor. Dina’nın da baskısıyla bolero söylemeye razı gelen Johnny, bolero derslerinden de, içine düştüğü işbirlikçi konumundan da müthiş rahatsızlık duyuyor.

Kasabada askeri baskının artmasıyla işler giderek kötüleyip dostları olur olmaz nedenlerle ortadan yok olmaya başlayınca, Johnny kimselerin yüzüne bakamaz oluyor. Sonunda tam yarışma arifesinde tüm havasını yitirmiş Chantecler’e gidiyor, Kara Elmas’ı ve bongosunu alarak sahneye çıkıyor, askerlerin gözünün içine baka baka blues söylüyor. Bunun üzerine komutan Johnny’den vermezse zorla almaya son derece kararlı, gitarını ve dişlerini istiyor.

Johnyy Sosa’nın Şarkısı eski bir yaraya parmak basan, blues parçaları ve ellilerin sinema karakterleriyle renklendirilmiş dokunaklı bir öykü. Askeri rejimlerden çok çekmiş bir Latin Amerikalı yazarın kaleminden çıkma, baskı, zorbalık, özgürlük konularını işleyen iyi yazılmış bir kısa roman. Kitap ilk kez 1991’de basılmış, Aparain kendine özgü bir tarz ve kara mizah duygusuyla kaleme almış romanını. Sepulveda’nın kısa romanları gibi hüzünlü ve dokunaklı, ama bir o kadar da matrak ve sevgi dolu bu öykü, ellili yılların filmlerinden Johnny’nin aklına geliveren olur olmaz repliklerle renklendirilmiş.

Buradan satın alın; Johnny Sosa'nın Şarkısı

Bu kitapla ne içilir: Milli içkimiz ayran!
Bu kitapla ne dinlenir: La Balada de Johnny Sosa

Bir Gençlik - Patrick Modiano

/ Sunday, March 12, 2017 /
Bir Gençlik Patrick Modiano'nun okuduğum ilk kitabı oldu. 2014 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar bu kitabında dışarıdan tüm normalliğiyle sürüp giden hayatların geçmişinde neler yaşanmış olabileceğini kurcalıyor. Hemen ısınacağınız iki karakter üzerinden geçmişe gidecek ve şimdiki zamanınıza farklı bir açıdan bakacaksınız. 


Bir Gençlik Odile ve Louis'in şimdiki zamanıyla başlıyor. Bu ikili, kendi iki çocuklarıyla birlikte güzel bir dağ evinde yaşamaktadır. Dağ evinde uzun zamandır işlettikleri yuva işini de artık bitirmişlerdir ve ev sadece onlara kalacaktır. Gayet mutlu bir aile tablosu var yani karşımızda. Ancak ne zaman geçmişe dönüp Louis ve Odile'in hayatlarına onlar gençken bakıyoruz, işte o zaman işler biraz değişiyor. Louis ailesini bir kazada kaybetmiştir, askerlikle ilişkisini de iki sene sonra bitirmiştir. Odile ise farklı bir biçimde ailesini kaybetmiştir ve bu ikili kitapta bir süre sonra ancak birleşir. İkisinin geçmişi birleşene kadar hikayeleri de farklı bir şekilde ilerler. Bunun müthiş bir hikaye olduğunu söyleyemeyeceğim ancak yazarın stili, hikayenin alışılmadık yollarla anlatılması ve karakterlerin masumiyeti hoşunuza gidebilir. Okuyacak bir Nobel kazananı arıyorsanız hoş bir seçenek olabilir diye düşünüyorum. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Evet, yarın değil öbür gün yola çıkmaları gerekiyordu. Bunu düşününce Louis’nin içini bir çaresizlik duygusu kaplıyordu. Paris’te ne yapacaklardı? Bu iki İngiliz’e açılma, hatta onlardan öğüt isteme ihtiyacı duydu. Hiçbir zaman, hiç kimse kendilerine öğüt vermemişti ki!.. Şu dünyada yapayalnızdılar.

Paris’te yolları kesişen Odile ve Louis’nin rastlantılarla ve serüvenlerle dolu yaşamları, sahip oldukları tek zenginlik olan masumluklarıyla onlara farklı bir dünya yaratıyor. Birdenbire kendilerini karmaşık bir hayatın içinde bulan bu iki genç, bir yandan kenti ve insanları tanıyıp hayata tutunmaya çalışırken belki de en çok kendilerini tanıyıp birbirlerine tutunuyorlar.

Modiano’nun yalın ve kendine özgü dili kitabın her cümlesinde karşımıza çıkıyor, bir sinema filmi izletircesine her kareyi göstererek okuru içine alıyor ve bir daha asla bırakmıyor...

Buradan satın alın; Bir Gençlik - Patrick Modiano

Bu kitapla ne içilir: Jamie Oliver'dan gelsin bu sefer: Little Tickle
Bu kitapla ne dinlenir: Bir Fransız klasiği: Debussy

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (2) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (16) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (71) can yayınları gerilim (1) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (1) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (3) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (1) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (1) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (11) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (1) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Nadeem Aslam (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (2) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (21) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) roman (79) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger