Yaşamaya Bak - Nadine Gordimer

/ Sunday, May 28, 2017 /
Paul Bannerman, tiroit kanseri olduğunu öğrenen bir ekolojist. Nadine Gordimer’in kaleme aldığı Yaşamaya Bak’ta Paul, aldığı tedavi nedeniyle geçici bir şekilde radyoaktif olduğundan ona yaklaşan herkesi, her şeyi tehlikeye atmış oluyor. Kendilerini gönüllü olarak riske atan anne ve babası, karısı ve çocukları bu durumda etkilenmesin diye Paul’ü çocukluğunun geçtiği eve geri taşıyorlar. Yalnız kalan, ebeveynleri tarafından çocuk muamelesi gören ve gerçekten ama gerçekten kimsenin dokunamadığı (radyoaktiflik konusu işte) Paul, düşüncelere dalıyor.


Yaşamaya Bak, Nadine Gordimer ile ilk tanışmam oldu; bu nedenle kitabı önceki işleriyle karşılaştıramayacağım. Ancak internette yaptığım ufak araştırmalar şunu ortaya koydu: Gordimer, kitaplarında kişisel ve daha büyük, dünyevi sorunlar arasında bağlantılar kuruyormuş. Bu, Yaşamaya Bak için de geçerli. Gordimer’in anlatımına göre, Güney Afrika eskiden ırkçılık nedeniyle karışan bir yermiş. Yeni Güney Afrika ise hem sosyolojik, hem de ekolojik sorunlarla karşı karşıya ve Paul’ün durumu da bunların metaforu.

Biraz daha üzerinde düşününce, şu kanıya vardım: hastalık metaforu sadece Güney Afrika için değil, tüm dünya için geçerli şu sıralar. Bir kaç sene öncesine kadar hep Türkiye için “bitti bu memleket” derdik ama artık şöyle bir baktığımda, bunun tüm dünya için geçerli olduğunu görüyorum: Amerika’da Trump’ın gücü elde edişi, Avrupa’da korumacılığın giderek artması gibi gelişmelerle işler iyice sarpa sarıyor. İnsanların birbirini sevmesi, kabullenmesinin aşılanması gerekirken, dil, din, ırk ve aklıma şu anda gelmeyen pek çok özelliğe tutunup ayrışmaları, onlar gibi olmayanları dışlamaları, onlardan nefret etmeleri aşılanıyor. Küçük bir grup doğayı (yani ondan geri kalanı) korumaya çalışırken, sağda solda “sosyal sorumluluk” çalışmaları ile hava atan büyük şirketler nükleer santral dikmeye çalışıyor…

Anneannem, “dünya arada bir kendine gelmek için çalkalanır” der savaşlar, darbeler gibi zor zamanlardan bahsederken. Öyle dönemlerde pisliklerin temizlendiğine, insanların da bir silkelenip kendine geldiğine ve toparlanmak için herkesin birbirine kenetlendiğine inanır. Bizim için de böyle günlerin beklediğine inanmak istiyorum ama umudun olmadığı, olamadığı şu dönemde robot gibi yaşamaya devam etmemiz daha büyük bir ihtimal gibi görünüyor.


Tanıtım Yazısı:

“Felaketler çok özeldir, tıpkı aşk gibi.”

Güney Afrika’da yaşayan ekoloji uzmanı ve aktivist Paul Banner­man’ın hayatı, gördüğü kanser tedavisi sebebiyle yaydığı radyoaktivitenin çevresi için tehlike oluşturmaya başlamasıyla ironik bir hal alır. Hayatı, işi, ailesi ve geçmişi arasında yaşadığı çelişki, Güney Afrika’nın tarihi ve bugünü arasındaki çelişkiyle örtüşür. Gordimer, yine gerçeklere tanıklık ederek, eski Güney Afrika ırkçılık mağduru iken, yeni Güney Afrika’nın gerek toplumsal gerekse ekolojik açıdan geçmişini yok sayarak, yanlış bir ilericilik anlayışının mağduru oluşunu ele alıyor.

Yaşamaya Bak, bireylerin ya da toplumların sonsuza dek sahip olacaklarını sandıkları şeylerden vazgeçmek zorunda kaldıklarında yaşadıkları endişe ve huzursuzluğu anlatırken, dünyanın ve insanların her şeye rağmen kurtarılmaya değer olduklarına dair küçük ama değerli bir umut mesajı veriyor.

Gordimer, geçmişe hâkim, bugünün farkında ve geleceğe uzanan zamansız bir yazar.

Buradan satın alın; Yaşamaya Bak - Nadine Gordimer

Bu kitapla ne içilir: Yasemin çayı
Bu kitapla ne dinlenir: Earth Song - Michael Jackson

Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

/ Sunday, May 21, 2017 /
Kuşatılmış Yaşamlar sanıyorum otuzlu yaşlarındaki her  insanın okuması gereken kitaplardan biri. Özellikle çok çalışıp, sisteme dahil olmaya can atanların okuması gerek diye düşünüyorum. Hoş gerçi kitap okumaya vakitleri olur mu böyle insanların bilemem ama Houellebecq okuduğum bu ikinci kitabıyla beni hem şaşırttı hem de çok düşündürdü. Aslında okuduğum ilk kitabı Temel Parçacıklar'dan sonra bu yazarı çok seveceğimi biliyordum ama bu kitabıyla yazarın hayran kaldığım başka başka yönlerini de keşfetmiş oldum. İşin asıl korkunç ve güzel tarafı da bu kitapta kendimi biraz fazla buldum.

Kuşatılmış Yaşamlar işinde gücünde genç bir adamın hayatını anlatıyor yavaş yavaş. İşini, az çok iş arkadaşlarını, sakince akıp giden hayatını öğreniyoruz. Sonra birden bire işler değişmeye başlıyor; sular dalgalanıyor, hava biraz daha kararıyor, bir kasvet gelip yerleşiyor her şeye. Büyük bir felakete son hızda gittiğinizi anlasanız da durduramıyorsunuz kendinizi okurken, aynı yaşamda olduğu gibi. Bu karakterin yalnızlığını iliklerime kadar hissettim ve ne yazık ki bu hiç de hoş bir duygu değil. Yüz elli sayfada koca bir türbülans yaşadım anlayacağınız. İlk sayfalarında "e hadi artık bir şeyler olsun ööff" diyebilirsiniz, ancak sonraki sayfalarda biraz yavaşlamak ve "normale dönmek" için can atacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Bilişim sektöründesiniz. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Ancak, göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman; üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi.

Bankacısınız. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınızla bowling oynuyorsunuz, bankacılıktan söz ediyorsunuz. Çok çalışıyorsunuz ama kazandığınız parayı harcayacak vakit bulamadığınız oluyor. Her an biri yerinizi kapabilir. Üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi kabarıp yüreğinize vuruyor.

Reklamcısınız. İşletmecisiniz. Mimarsınız. Ya da bunların hiçbiri değilsiniz. Gözde bir mesleğe sahip olmak, televizyonlarda gördüğünüz insanlar gibi ışıl ışıl gülücükler saçarak lüks yerlerde yemek yemek istiyorsunuz. Beyaz gömlekler giymek ve dizüstü bilgisayarla dolaşmak istiyorsunuz. Ve göğsünüze bir ağırlık biniyor. İsyan ve kıskançlık karışımı bir duygu boğazınızdan gözlerinize doğru yükseliyor. Hayattan kopuyorsunuz bu anlarda, yaptığınız her şeyin insan hayatı karşısında ne kadar anlamsız olduğunu hissediyorsunuz.

Kuşatılmış Yaşamlar, içimizden birinin alabildiğine sert öyküsü, bir kayıp günlüğü...

Buradan satın alın; Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

Bu kitapla ne içilir: Sizi en çok rahatlatan sıcak bir içecek. Yani kitabın etkisinden kaçmak amacıyla sıcak çikolata bile önerebilirim.
Bu kitapla ne dinlenir: Chopin! Elbette Janusz Olejniczak'tan.

Senin Kitabın - Claire Kendal

/ Sunday, May 14, 2017 /
Senin Kitabın, dilimize genellikle sadece “sapık” veya “takipçi sapık” olarak çevirilen “stalker” kelimesini günlük hayatta bazen ne kadar boş bir şekilde kullandığımızın kanıtı. Ama ya boş değilse? Biri bizi hem Facebook’tan, hem Instagram’dan takip ediyorsa, ‘Yer Bildirimi’ yaptığımız an karşımızda beliriyorsa, Claire Kendal’ın kaleme aldığı Senin Kitabın’daki ana karakter Clarissa’nın iş yerinden tanıdığı Rafe gibi işi artık iyice abartıyorsa? Yalnızca tahtaya vurup, “Allah korusun” demek geliyor elimden…


Clarissa, bir üniversitede çalışıyor. Henry isimli, Clarissa için karısını terkeden bir profesörle berabermiş ama ondan ayrılmış. Bunu yaptığı için de diğer kadınlar ona kötü gözle bakıyor ve kısacası, “ev yıkıcı” diye adı çıkmış Clarissa’nın; hem sevgilisiz, hem arkadaşsız kalmış. Henry ile ayrılmalarının nedenlerinden biri, çocuklarının olmaması ve bu durum Clarissa’yı paramparça bırakırken, Henry’nin uğraşmak istemeyip farklı bir yola doğru ilerlemesi. Biz, Clarissa’yla tüm bunların sonrasında, 40 yaşında, Rafe yüzünden psikolojik destek almaya başlamışken tanışıyoruz. Rafe ile aralarında geçen her şeyi yazıya dökeceği bir günlük tutmaya başlamış ve biz de bu günlüğü okuyan sayılı insanlar arasına giriyoruz.

Böyle “kimin kim olduğu belli olmaz” denir ya hani? İşte Rafe de bunun bir örneği. Clarissa ile aynı üniversitede, eğitmen olarak çalışıyor. Hatta amca kitap bile yazmış; Clarissa da onun kitap partisine gidiyor. Sonrasında adam kıyın kıyın yaklaşıyor kadına ve “evine kadar senle yürüyeyim” isteğini kabul ettirdikten sonra kendisini içeri davet ettiriyor. Şarap içiyorlar ama Clarissa’nın tadını tarifinden ve sonraki olaylardan adamın kadına bir çeşit uyuşturucu gazladığını anladım ben…

Epey ama Epey karanlık bir kitap Senin Kitabın. Yazar Claire Kendal, belli ki Grimm Masalları’nı yalamış yutmuş ve Clarissa için aynı onlarda olduğu gibi karanlık bir peri masalı kurgulamış. Clarissa gibi koskoca bir kadının bana saçma gelen bazı hareket ve düşüncelerini Henry ile olan olaylardan sonra depresyona girmesine ve önünü adam gibi görememesine bağlamak istedim. Diğer yandan, Rafe gibi bir karakterle tanıştıktan sonra da etrafınıza bakmak bir tuhaf oluyor çünkü her yerde sapık adayları görmeye başlıyorsunuz. Herkes kendi istediği olsun diye diretiyor, herkes sevgiye muhtaç ve karşı tarafın kendilerini sevmemesini kabullenemiyor, herkes “en iyi benim, en güzel/yakışıklı benim” modunda ve bunun aksini iddia eden olursa ne yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum.

Demem odur ki, Senin Kitabın çok iyi bir psikolojik gerilim. Ancak siz yine yalnızken veya gece uyumadan önce okumasanız iyi edersiniz.

Tanıtım Yazısı:

“Sensin. Elbette sensin. Her zaman sensin.”

Senin Kitabın, duyguları saplantıya dönüşmüş sapıktan kaçmaya çalışan bir kadının yaşadığı psikolojik gerilimin hikâyesidir. Clarissa, kendisiyle aynı üniversitede görevli Rafe’in sonu gelmeyen tacizleri karşısında giderek daha fazla korkmaya başlar. Adam onu rahat bırakmaz, reddedilmeyi umursamaz. Her zaman orada, Clarissa’nın yakınında bir yerdedir.

Bir dava jürisine seçilen Clarissa rahat bir nefes alır. Mahkeme salonu güvenilir bir sığınaktır, Rafe’in olmayacağı bir yerdir. Ama katıldığı dava konusunun kaçırma ve taciz olduğu anlaşılınca, Clarissa kendisiyle tanık sandalyesindeki genç kadın arasında paralellik kurmaya başlar.

Çocukluğundaki bir olayda polisi kendisine inandıramadığı için bu sefer Rafe’in tacizini kanıtlaması gerektiğini düşünür: Clarissa, bir yandan adamın yaptıklarını günlüğüne kaydederken, öte yandan da kanıt toplamaya başlar. İşte o zaman, Rafe’in çevrelerinde ördüğü ürkütücü masalın gizini çözer – ve o masal için Rafe’in tasarladığı “son”un asla hayal edemeyeceği kadar korkunç olduğunu görür.

“Sen beni arzuluyorsun. Sen beni seviyorsun. Senin bana ihtiyacın var. Sen benim ölümüm olacaksın.”

Buradan satın alın; Senin Kitabın - Claire Kendal

Bu kitapla ne içilir: Buzlu su
Bu kitapla ne dinlenir: Death Cab for Cutie - I Will Possess Your Heart

Senin Köylerin - Cesare Pavese

/ Sunday, May 7, 2017 /
Senin Köylerin Cesare Pavese'nin okuduğum dördüncü kitabı ve yazarın da ilk romanı. Bu zamana okuduğum kitaplarını hep sevdim ve her sene de en az bir Pavese okuyorum azimli bir şekilde. Senin Köylerin yazarın stilinin gerçekten çok değiştiği bir kitap. Diğer kitaplarındaki stili kadar hoşuma gitmese de Pavese bu kitapta da kendini gösteriyor diyebilirim.


Senin Köylerin Kuzey İtalya kırsalındaki hayata bir göz atıyor. Bir aile üzerinden kırsala göz atsak da az çok tüm İtalya kırsalını görmek mümkün diyebilirim. Açıkçası bizim ülkemizdeki kırsalla aralarındaki benzerlik de beni şaşırtmadı değil. Evin en büyük kadının her zaman ve ne olursa olsun erkek evlada ya da toruna olan aşkı ve o erkeğin tüm dengesizlikleri ve affedilmeyecek hatalarına rağmen affedilmesi... Kadınların canının bir sığır kadar önemli olduğu o kırsallar... Ah bir de kırsalın sıcağındaki aşklar ve arkadaşlıklar. Önerim bu kitaptan önce yazarın diğer kitaplarını okumanız olabilir çünkü dediğim gibi bu kitapta stili oldukça farklı. Bu kitabı okuyup da Pavese'yi tamamen hayatınızdan çıkarmanız çok yazık olur. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Hayatı boyunca yalnız yaşayan Cesare Pavese, 1950 yılı Ağustos’unda, Torino’da bir otel odasında intihar ettiği zaman, sevenleri onun eski bir şiirinde tasarladığı ölümü bulduğunu düşünmüşlerdi: “Yataktan kalkmak gerekmeyecek / Yalnız şafak girecek bomboş odaya.”

Pavese’nin ilk romanı olan Senin Köylerin, 1941 yılında basılır basılmaz edebiyat dünyasının dikkatini üzerine çekmişti. Topladığı övgülerin yanı sıra ağır eleştirilere de maruz kalan roman, bugün İtalyan “yeni gerçekçiliği”nin ilk örneklerinden biri kabul ediliyor.

Cesare Pavese, Kuzey İtalya kırsalını anlattığı Senin Köylerin’de, elindeki malzemeyi ne kadar iyi tanıdığını, romandaki kişileri ve köyleri kaleminden önce yüreğiyle yoğurduğunu okuyucuya hissettiriyor. Senin Köylerin, insanın derinliklerini dile getiren, eşsiz bir roman.

Buradan satın alın; Senin Köylerin - Cesare Pavese

Bu kitapla ne içilir: Gündüz okuyacaksanız buz gibi elmalı limonata, akşam okuyacaksınız da beyaz şarap.

Bu kitapla ne dinlenir: Al Morning Classical Guitar iyi gider diye düşünüyorum ama sevdiğiniz sakin bir radyo istasyonu da tatlı olabilir.

Canavarlar Kenti - Isabel Allende

/ Sunday, April 30, 2017 /
Isabel Allende, canlabirsene’de bolca yer verdiğimiz bir yazar. Hatta hem Elif’in, hem de benim okuyup farklı kitaplarını yorumladığımız nadir yazarlardan biri. Şahsen ben, bu kadının yazdığı alışveriş listelerini bile okurum seve seve. Bir gün oturup da çocuk kitabı yazacağını hayal etmezdim, itiraf ediyorum. Ama ne düşünüyorum, biliyor musunuz? İyi ki yazmış! Canavarlar Kenti’ni de ondan “bu öyküyü isteyen Alejandro, Andrea ve Nicole’e” ithaf etmiş. Okumak büyük bir zevkti ama bir de bunu Allende’nin ağzından dinleyebilsek tadından yenmez! Ah, ah…



Hikâyemiz şöyle: Alexander Cole, bir süre babaannesiyle zaman geçirecek. Başlı başına bir karakter olan babaanne, dünyanın dört bir yanını gezen bir kadın ve International Geographic dergisinde yazar. E torunu onu ziyarete geldi diye işini gücünü bırakacak hali yok tabii kadının; Alexander’ı da bir sonraki macerasında yanında götürüyor. Böylece ikili, Amazon’un bilinmeyen bir köşesine doğru yola çıkıyor. Alexander orada, doğayla iç içe yaşayan Nadia isimli bir kızla tanışıyor ve adeta ufku açılıyor çocuğun.

Allende, her zamanki büyülü dilini Canavarlar Kenti’ne de yansıtmış. Biraz da Narnia havası olan Canavarlar Kenti’nde ölüm-kalım meselesiyle meşgul bir kız ve bir oğlan, konuşan hayvanlar, büyü ve Alex’in ölüm döşeğindeki annesini kurtarabilecek bir çare var. Ancak Allende tüm bu büyünün arkasında yağmur ormanlarının nasıl kaybolduğuna, insanların el değmemiş her yeri mahvettiğine ve bölge yerlilerini evsiz bıraktığına ışık tutuyor. Bakalım bir sonraki kitap bizi hangi maceralara sürükleyecek!


Tanıtım Yazısı: 

Alexander Cold, henüz 15 yaşında, hayatının yolculuğuna çıkma fırsatını yakalar. Uluslararası bir coğrafya dergisine muhabirlik yapan korkusuz büyükannesiyle birlikte Amazon ormanlarında tehlikeli bir keşif gezisine çıkar. Bir antropolog, bir rehber, rehberin kızı Nadia ve bir doktorun da bulunduğu ekibin amacı, efsanevi bir canavar hakkında belge toplamaktır. Ama Alexander ile Nadia, yağmur ormanlarının gizli dünyalarında unutulmaz bir serüven yaşayacaklar, efsanevi canavarı ararken kendi ruhlarını keşfedeceklerdir. Eva Luna, Ruhlar Evi, Aşktan ve Gölgeden gibi romanların ünlü yazarı Isabel Allende, Canavarlar Kenti'yle ilk kez genç okurlarının karşısına çıkıyor. Latin Amerika edebiyatının ülkemizde en sevilen yazarlarından biri olan Allende, bu romanın 'serüven, doğa, büyü ve mizahın kusursuz bir karışımı' olduğunu söylüyor. Genç kahramanını, gerçekle düş arasındaki sınırların silindiği, ölümlülerle ölümsüzlerin birbirine karıştığı, ruhların insanlarla el ele dolaştığı gizemli bir alemde heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Canavarlar Kenti, yazarın, yetişkinler için yazdığı üçlemenin ilk kitabı. Bu ilk kitabı, Ejder Krallığı ve Pigmeler Ormanı izleyecek.

Buradan satın alın; Canavarlar Kenti - Isabel Allende

Bu kitapla ne içilir: Buzlu mocha
Bu kitapla ne dinlenir: Mozart in the Jungle Spotify listesi

Son Patron - F. Scott Fitzgerald

/ Sunday, April 23, 2017 /
Son Patron F. Scott Fitzgerald'ın yazdığı son roman. Bu romanın en ilginç tarafı ise yazarın ne yazık ki romanı tamamlayamadan hayata veda etmiş olması. E peki ne okuyacağız derseniz, romanın son bölümü yazarın notlarından ve yazarın arkadaşlarına anlattığı kadarıyla alınan notlardan oluşuyor. Yani aslında kitabın son bölümlerinin kısa kısa anlatılan bir özet olduğunu düşünürseniz karşısınızda bildiğiniz Fitzgerald duruyor.


Son Patron Hollywood'un altın çağında, 1930larda geçiyor. Genç yaşından itibaren stüdyoda çalışan ve kariyerinde müthiş yerlere gelmiş Stahr hayli ümitsiz ve oldukça tehlikeli bir aşkın peşine düşmüştür. Biz de onu ona aşık bir kızın gözünden okuruz, onunla birlikte yavaş yavaş Stahr'ın büyüsüne kapılmadan edemiyor insan. Bir yandan da Hollywood'da neyin nasıl işlediğini, güç gösterilerini, entrikaları ve saçma sapan ilişkileri okuyacak, bunca pırıltının altında nasıl bir karanlık olduğunu görünce... Eh aslında pek şaşırmayacaksınız. Fitzgerald seviyorsanız bu son kitabını da mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

"Stahr'la Kathleen'in bakışları buluştu, kenetlendi. Bir an, daha sonra hiç kimsenin cesaret edemediği bir biçimde seviştiler. Bakışmaları bir kucaklaşmadan daha yavaş, bir seslenişten daha acildi."

1930'larda altın çağını yaşayan Hollywood'da geçen Son Patron, F. Scott Fitzgerald'ın son romanı. "Filmleri tiyatronun çapının ve gücünün çok ötesine" taşıyan dâhi yapımcı Monroe Stahr'ın ümitsiz aşk hikâyesini konu alan kitap, sinema dünyasının şaşaasının ardındaki gerçeklere, güç oyunlarına ve hayal kırıklıklarına ışık tutuyor.

Fitzgerald romanını tamamlayamamış olsa da ince gözlemleri ve çok yönlü karakterleri, kendisini 20.yüzyılın en büyük edebiyatçılarından yapan ustalığını yansıtıyor. Yazar, Stahr'ın karakterinde, tüm yaraları ve burukluğuyla yeni bir Gatsby yaratıyor. Amerikan rüyasına erişenlerin trajedisini, konuyla örtüşen çarpıcı bir üslupla ele alan Son Patron, büyük bir romancının ardında bıraktığı son hazine.

Buradan satın alın; Son Patron - F. Scott Fitzgerald

Bu kitapla ne içilir: Elbette Hollywood'dan esin alan bir tariften yararlanmak gerek: The Ginger Rogers

Bu kitapla ne dinlenir: Kitap 1930ların Hollywood'unda geçtiğinden şu çalma listesi pek de hoş olabilir sanki: 1930s

Kaybolan Sevgililere Yollar - Nadeem Aslam

/ Sunday, April 16, 2017 /
Kaybolmuş Sevgililere Yollar’ın tanıtım yazısına göre eleştirmenler şöyle diyormuş: “Bir gün Marquez İngiltere’deki Pakistanlı göçmenleri konu alan bir roman yazsaydı, ancak bu kadar güzel ve çarpıcı bir yapıt ortaya koyardı.” Size bir şey söyleyeyim mi? Doğru diyorlar! Tek fark, Marquez kanlı, bağırsaklı metaforlar severken, Nadeem Aslam daha çiçekli, böcekli olanları tercih ediyor. Ama büyü (yani aslında büyülü gerçeklik) seviyesi ikisinde de hemen hemen aynı...



Ben, kitapta sevdiği cümlelerin altını çizen, sonra altını çizdiğim cümleleri defterlere geçiren, deftere geçirmesem de bir yere cuk oturdukları zaman tamamını hatırlayamadığımda dönüp bakan bir okurum. Kaybolmuş Sevgililere Yollar’ı okurken, bu huyumu 42’nci sayfadan sonra bıraktım. Çünkü neredeyse tüm kitabı çizmem gerekecekti! Bakın mesela, bunlar daha kitabın ilk sayfasında çizdiklerim:

“[…]ama koku, silinip gitmişken bile varlığını hissettiriyor, yokluğuna dikkat çekiyordu.”

“[…]bir midyenin, incinin etine gömülmesine ses çıkartmaması gibi, göl kıyısındaki çakıl taşları da çocukların çıplak ayaklarının tabanlarını acıtmıyordu anlaşılan.”

Anlatabiliyor  muyum?

Kaybolan sevgililerin, sevginin hikayesi

Kaybolan Sevgililere Yollar, ahtapot şeklinde bir hikaye. Yani; kafa kısmı, yani hikayenin tam ortası, Chanda ve Jungu isimli aşıkların İngiltere’de yaşadıkları mahalleden kaybolmaları. Ahtapotun kollarına yayıldıkça ise aynı mahallede yaşayan diğer karakterlerin hayatları, inançları, alışkanlıkları giriyor işin içine ve size garanti veririm ki hepsi cidden ama cidden çok ilgi çekici karakterler. Irkçılık ve dine bağlı ayrımcılık ile başa çıkmaya çalışan bu insanlar ne yazık ki bugün hala süregelen dil, din, ırk ayrımına, göçmenlerin çektiği çileye de ışık tutuyor. Korumacılık uygulamalarının giderek arttığını, ABD seçimlerinin sonuçlarını, Türkiye’de olanları da göz önünde bulundurursak bu vakaların sayısı giderek artmaya mahkum ne yazık ki. Belki de bu kadar ağır, yüreğe külçe gibi oturan konuları işlediği için Aslam çiçekli böcekli metaforları seçmiştir. Kötünün içinde iyinin barındığına inanmak için.

Ama tabii pek çok etkileyici romanda olduğu gibi, Kaybolan Sevgililere Yollar’da da işin kalbinde aşk ve aşıkların karşısına çıkan zorluklar var. Müslüman bir ailenin kızının sevgilisinin Hindu olması ve ailenin görüşmelerini yasaklaması var. 12 yaşındaki bir kızın, kızlığının bozulma riski olduğu korkusuyla jinekoloğa götürülmesinin yasaklanması var. Kocasıyla henüz yatmamış bir gelinin annesinin damadına “ona bu gece tecavüz et” diyerek akıl verişi var. Tanıdık geliyor mu?


Tanıtım Yazısı:

Bir gün Márquez İngiltere’deki Pakistanlı göçmenleri konu alan bir roman yazsaydı, ancak bu kadar güzel ve çarpıcı bir yapıt ortaya koyardı,” diyor eleştirmenler, Nadeem Aslam’ın, Encore Ödülü ve Pasifik Kıyısı Kitap Ödülü’nü kazanmış bu romanı için.

İngiltere’nin küçük bir kentinde yaşayan Pakistanlı Jugnu ile sevgilisi Chanda ortadan kaybolurlar. Beyaz mahallelerinden soyutlanmış kapalı bir çevrede tutunmaya çalışan Pakistanlılar arasında sevgililerle ilgili dedikodular yayılır ve karlı bir kış günü Chanda’nın erkek kardeşleri cinayet suçlamasıyla tutuklanır. Tutuklanmayı izleyen on iki aylık süreci aktaran Kaybolan Sevgililere Yollar, kültürler, cemaatler, milliyetler ve dinlerin kesişme noktasındaki bir ailenin acılarını, şiirsel bir dille anlatıyor.

Buradan satın alın; Kaybolan Sevgililere Yollar - Nadeem Aslam

Bu kitapla ne içilir: Kahlua
Bu kitapla ne dinlenir: Michael Jackson - Black or White


Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (2) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (18) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (71) can yayınları gerilim (1) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (1) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (1) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (1) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (11) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (2) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (21) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) roman (81) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger