Salman Rushdie - Floransa Büyücüsü

/ Sunday, October 15, 2017 /
Salman Rushdie ile tanışmamız yine can’la bir sene sayesinde, Geceyarısı Çocukları ile olmuştu. O zaman da epey büyülenmiştim ve Floransa Büyücüsü ile o zaman hissettiklerim pekişti adeta. Çeviri de masal gibi akınca uykudan önce okursanız, film versiyonunu da görebilirsiniz!

Floransa Büyücüsü, Akbar’ın krallığını ziyaret ederek sürgün edilen Hintli bir prenses ve Floransa’dan bir İtalyan’ın çocuğu olduğunu iddia ediyor. Rushdie’nin “araştırması en uzun süren kitabım” diye tanımladığı Floransa Büyücüsü’nün hikâyesi farklı karakterlerin bakış açıları arasında gidip gelirken, Rönesans Dönemi Floransa’dan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar pek çok tarihi arka plan da barındırıyor. “Büyülü Gerçekçilik” söz konusu olduğunda bugüne kadar en sevdiğim Gabriel Garcia Marquez’i tek geçerdim. O benim için hala tek ve tek kalacak ancak mesela biri gelip de “Marquez’i okudum biraz ama büyülü gerçekçilik isterim” derse hiç tereddüt etmeden Salman Rushdie’yi önerebilirim artık.


Floransa Büyücüsü, karakter anlamında da kalabalık bir kitap ve adeta Yüzyıllık Yalnızlık misali bazen isimler, vs. birbirine karışabiliyor; kim kimin nesiydi hatırlamak zor olabiliyor. Ancak dediğim gibi, kitabın masalsı diline kendinizi bıraktınız mı buna da kafayı takmıyorsunuz.

Diğer yandan, konu itibariyle de kaldırması zor şeyler var; bu ayrı. Ve bunlar ne yazık ki yalnızca Hindistan’a özgü olmayan, daha global konular. Mesela, seviyesi fark etmeksizin, kraliçe veya prenses bile olsalar sadece erkeklerin yanında görünür haldeler; kendi başlarına değil. Bunu Rushdie’nin böyle olmasını onayladığı için yaptığını değil, aslında ne kadar absürd bir durum olduğunu göstermek için yaptığını düşünüyorum açıkçası. Yazar, kendisi kötü davranmıyor bu kadınlara; göz göre göre kötü sonlar yazmıyor onlara. Ancak sadece dileyerek insanları kuklaya çevirebilen Floransa Büyücüsü’nün bile hayat amacı erkekleri mutlu etmek. Akbar bile büyücüyü “kral gibi kadın” diye tanımlıyor ancak içinde bulunduğu günün ve şartların da etkisiyle bu kadın varlığını kendini en çok para verene satarak devam ettiriyor. Ve bu da Akbar’ın izin verdiği sınırlar içinde gerçekleşebiliyor.

Gerçeği ve büyüyü bir araya getiren yazarları seviyorum. Umarım siz de seversiniz.


Tanıtım Yazısı: 

Salman Rushdie'nin 'Bu kitabı yazmak için yıllarca okuyup araştırma yapmam gerekti, ' dediği roman, türlü türlü anlatıcılar, gezginler, serüvenciler tarafından aktarılan, Babur İmpa-ratorluğu ve Osmanlılar, Moğollar ve Rönesans Floransa'sının tarihine ve kültürlerine göndermeler yapan, bölgenin tarihini masallarla kaynaştıran büyüleyici bir yapıt.

Kitaptaki cinsellik ve erotizmin odağı olan güzeller güzeli Floransa Büyücüsü, aslında erkekler dünyasında kendi yazgısına kendisi egemen olmak isteyen bir kadın. Ama kendi kaderine hükmederken, hükümdarların yazgısını bile değiştiriyor ve en parlak dönemlerini yaşayan Mugal payitahtı ile Floransa'nın toplumsal yaşamlarında bir dönüm noktası oluyor.

Floransa Büyücüsü, kader, güzellik, savaşlar, tılsımlar ve sadakatle örülmüş bir yolda Rönesans İtalya'sının saraylarından Hindistan'ın uzak kıyılarına bir solukta uzanacağınız bir başyapıt.

Buradan satın alın; Salman Rushdie - Floransa Büyücüsü

Bu kitapla ne içilir: Büyü denince akla gelen ilk şey: butter beer! (tarifi burada)
Bu kitapla ne dinlenir: Patti Smith - Fireflies

Tango'dan Taliban'a - Aydın Engin

/ Sunday, October 8, 2017 /
Tango'dan Taliban'a Aydın Engin'in Ben Frankfurt'ta Şoförken adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Tahmin edebileceğiniz gibi bu kitabından sonra Aydın Engin'i kat kat daha çok sevdim. Arjantin'de başlayıp Afganistan'da sonlanan bu gezi yazıları kitabında Aydın Engin, yaşadıklarını çok hoş bir dille anlatıyor, okura da elbette keyfini sürmek ve bu keyifle birlikte birçok şey öğrenmek düşüyor.


Tango'dan Taliban'a Aydın Engin'in hoş anlatımından dolayı pek keyifli olsa da, yazdıkları ne yazık ki insanda hüzün de yaratıyor. Gezdiği ülkelerde yaşadıklarını ve ülkelerin hallerini okudukça dipsiz bir umutsuzluğa düşmedim desem yalandır. İnsanoğlu ne kötü! Ah ama yine de işte, iyi ki edebiyat var! Mutlaka okuyun derim. Her şeye rağmen, keyifle!


Tanıtım yazısı:

Bu bir gezi yazıları kitabı. Bir gazetecinin Arjantin'den Bağdat çöllerine, Kudüs'ten Balkanlar'a, Batı Avrupa'nın ırmak boylarından Sava ile Tuna'nın buluştuğu topraklara, Baltık kıyılarından Afganistan'a uzanan gezilerinin kitabı. Savaş muhabirliği gitgide bir gazetecilik dalına dönüştü. Ben bir savaş muhabiri değilim. Gezilerin hiçbirine savaşı gözlemek, izlemek üzere gitmedim. Ama çoğunda savaş geldi beni buldu... Kitabı oluşturan yazıların tümü de 'dönünce' değil, 'yerinde' yazıldı. Bu kitap biraz da bu yazı serüvenlerini okurla bölüşmek istediğinden doğdu." Böyle diyor Aydın Engin, geniş bir zaman diliminde günümüzün içten içe kanayan ülkelerinde yaptığı serüven dolu deneyimlerini anlatırken.

Toplumu ve bireyi ilgilendiren her konuda yazdığı köşe yazılarında kendine özgü ironik üslubu, mizah yüklü gözlemleriyle söyleyemediklerimizi söyleyen, anlatamadıklarımızı anlatan ve her seferinde 'taşı gediğine koyan' iyi bir gazeteciden tadına doyulma ve son derece ilginç bir gözlemler, izlenimler kitabı, Tango'dan Taliban'a.

Buradan satın alın;  Tango'dan Taliban'a Gezi Yazıları - Aydın Engin

Bu kitapla ne içilir: Şarap ile başlayıp votka ve erik rakısı ile devam etseniz olur sanırım. Kitaptaki içkilere eşlik etmek, kitabı daha zevkli kılabilir.

Bu kitapla ne dinlenir: Engin'in gezdiği ülkelerden küçük bir seçme yaratın kendinize derim. Neyse ki tango ile başlıyor!

On Dokuz Numaralı Oda - Doris Lessing

/ Sunday, October 1, 2017 /
On Dokuz Numaralı Oda ile ilk kez Doris Lessing okumuş oldum. Hani sürekli karşınıza çıkar, “okumam lazım” dersiniz ama bir türlü fırsat olmaz ya? İşte o yazarlardan biri benim için Doris Lessing. Öykücü bir okur olarak da içinde On Dokuz Numaralı Oda da dahil olmak üzere Doris Lessing’in 20 öyküsünün yer aldığı bu kitapla başlamam iyi oldu aslında…


Peki, ne var bu hikâyelerde?


  • Kırklı yaşlarında kendinden çok daha genç bir yakışıklıya aşık olan bir kadın
  • Cinselliğin güç oyunlarıyla, tek adamlıkla, egemenlikle ilgisi
  • Ölüme aşık bir kadın, her kadının içinde olan ama ulu orta söylenemeyen, konuşulamayan şeyler
  • II. Dünya Savaşı Avrupasının karanlık tarafı
  • Birçok kadının erkeklere karşı duyguları hakkındaki gerçeği anlatan “Adam”


Bana biraz Virginia Woolf’u, biraz da Alice Munro’yu hatırlattı Doris Lessing. Bu üç kadın da kendi deneyimlerini ve gözlemlerini kullanarak kadınlara ses vermeye çalışan yazarlar bana göre. Ne dersiniz?

Birbirinden farklı ama bir yandan da benzer bu öyküler hakkında uzun uzun yazmayacağım; kimin hangisine tutulacağı belli olmaz. Sürprizler, heyecan, üzüntü, aşk gibi pek çok duygunun bir arada bulunduğu bu öyküleri acele etmeden, sindire sindire okumanızı tavsiye ederim.


Tanıtım Yazısı: 

"Doris Lessing için kişisel yaşamlar, kişisel günahlar, kişisel mutluluklar tarihin birer parçasıdır; o yüzden de Lessing kısa öykülerinde bile yaşadığı dönemin tarihini yazar ve o dönemin vicdanını yansıtır."
-Lorna Sage, Observer-

Eleştirmen Sage'in belirttiği gibi kişisel deneyimlerden evrensel genellemeye açılan Doris Lessing, feministlerin kendisinden beklediği anlamda feminist olmadığını ısrarla vurgulasa da, yine de bütün yapıtlarında şaşırtıcı bir analiz gücüyle kadınları ve onların sorunlarını ön plana çıkardı. İsveç Akademisi de, Lessing'e Nobel Edebiyat Ödülü'nü verirken karar gerekçesinde onun bu özelliğini şu sözlerle vurguladı: "Kuşkuculukla, hararetle ve hayal gücüyle kadın deneyimlerinin destanını yazan yazar."

Usta yazarın bu kitabında herkesin hem kendini bulacağı hem başka ülkelerin insanlarıyla ortak duyguları paylaşacağı öyküler yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; On Dokuz Numaralı Oda - Doris Lessing

Bu kitapla ne içilir: Yasemin çayı
Bu kitapla ne dinlenir: Funny Girl'den "You Are Woman, I Am Man"

Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen? - Raymond Carver

/ Sunday, September 24, 2017 /
Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen?, Raymond Carver'ın Katedral ve Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz adlı kitaplarından sonra okuduğum üçüncü kitabı oldu ve belirtmem gerekir ki her kitabından sonra Carver'ı daha çok okumak istiyorum. Bu sene Can'la Bir Sene kapsamında Fil adlı kitabını da okuyacağım ve şimdiden heyecanlıyım diyebilirim. Raymond Carver, bambaşka bir yazar. Yazdıkları sayesinde öyküleri yeniden sever oldum.


Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen?, Carver'ın diğer öykü kitaplarından çok farklı değil aslında. Her öykünün sonunda sallantıda kalmanın keyfini sürüp, sonrasında olacakları düşünürken buldum kendimi. Hikayelerin isimleri bile aslında okuyacaklarınıza dair birçok şey anlatıyor. Uzunlu kısalı öyküleri teker teker okurken hepsinin ayrı ayrı beni nasıl etkilediğini de görmek ayrı bir deneyim oldu doğrusu. Carver'ın türlü karakterleri, bunların olabildiğince gerçek oluşları ve haklarında hiçbir şey bilmememe rağmen, 'an'larını sanki onlarla birlikteymişçesine yaşamak da Carver'ın başarısının bir parçası. Ben özellikle kitaba adını veren son öyküyü çok sevdim. Baktığınızda sevilecek hatta hoşlanılacak bile bir durum yok öyküde ancak kısacık hikayenin koca bir ömrü anlatabilme olasılığı ve tüm olanlara rağmen bu hayatın öyle ya da böyle devam etmesi beni biraz fazla etkiledi sanırım. Bir de Ayça Sabuncuoğlu'nun çevirisinin enfes olduğunu belirtmem gerek. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

XX. yüzyılın ikinci yarısında en önemli Amerikan yazarlardan biri olarak tanınan ve 1980'lerde kısa öykünün yeniden canlanmasında büyük katkısı olan Raymond Carver'ın ünü, ölümünden sonra daha da yaygınlaştı.
Carver sıradan insanların yüreklerinde mizah ve elem duygularının nasıl bir arada var olabileceğini gösterdi. Öykülerinin köşeye sıkışmış, kendini ifadeden aciz, yılgın kahramanları akıntıya kürek çekerek günü yaşayabilmek, gelecek kaygısından ve onları yok etme tehlikesini taşıyan geçmişteki hatalarından uzaklaşabilmek için savaşır. Ne var ki, bu savaş, her zaman kaybedilmeye mahkûmdur. Ancak, Carver bu karmaşık yaşamları dile getirirken bir beyin cerrahının titizliğiyle ayrıntıları işler ve kahramanlarının kırılgan yüreklerini dokunaklılığa kaçmadan bize açar.

Buradan satın alın; Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen? - Raymond Carver

Bu kitapla ne içilir: Kızılcık suyu. Buzlu.
Bu kitapla ne dinlenir: Johnny Cash

Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş - Louis Althusser

/ Sunday, September 17, 2017 /
Pek çok yaşıtım gibi felsefeye “Sofie’nin Dünyası” ile girdim. Sonrasında ise olur olmadık şeyleri bile uzun uzun düşünüp, anlamaya çalışan bir insan olarak ne zaman felsefe ile ilgili bir şey okusam, izlesem veya tartışsam beynim patlayacakmış, kafayı iyice yiyecekmişim gibi hissettim. Bu, Louis Althusser’in Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş kitabını görüp de kafamdakileri tazelemek istememe engel olmadı tabii…


Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş, öncelikle felsefeye sıfırdan girişe uygun bir kitap değil; onu baştan belirteyim. Daha çok biraz bilgisi olan ve benim gibi önceden depoladıklarını tazelemek isteyenlere uygun. Daha da önemlisi, Louis Althusser’in Maksist olduğunu unutmadan okumanız gerekiyor kitabı. Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş, hızlandırılmış kurs gibi ancak tarafsız bir kurs değil bu; Althusser, kendini tutamayıp Marksizm’i övüyor ve ne kadar iyi bir bakış açısı olduğuna inandırmaya çalışıyor okuru.

Pek çok farklı konuya değinen bu kitabı her şeyi sorgulamayı unutmadan okuyun!


Tanıtım Yazısı:

Felsefenin, daha genel anlamıyla düşünmenin yalnızca felsefecilere ya da entelektüellere bırakılamayacak kadar ciddi bir iş, bir mücadele alanı olduğuna inanan Althusser, meslekten felsefeci olmayanlar için bir “elkitabı” yazmayı çok uzun zaman düşünmüştü. İşte Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş bu uğraşın bir neticesidir.

Fikirlerini hayranlık uyandıran çarpıcı bir netlikle dile getirir Althusser. Esas itibarıyla materyalist felsefenin temellerini, tarihsel gelişimini anlatmaktadır düşünür; ama bunu yüzyıllar boyu kendisini “felsefe” olarak tanımlayan, bu sayede de tüm alanı işgal eden idealist felsefenin ağır bir eleştirisiyle birlikte yaptığı için, alıntılarıyla, göndermeleriyle, satır aralarına serpiştirdikleriyle tüm bir felsefe tarihi de sunmaktadır.  

Kitapta ele alınan temalar Althusser’in düşünce sistematiğinin farklı unsurlarına, geçmişte uğraştıklarına veya gelecekte üzerinde çalışacaklarına bağlanır; örneğin ünlü “Devletin ideolojik aygıtları” tartışmasının nüvesi, ana hatları bu metinde ortaya konulmuştur.

Althusser’in düşüncesiyle tanışmak için mükemmel bir fırsat!

Buradan satın alın; Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş - Louis Althusser

Bu kitapla ne içilir: Su
Bu kitapla ne dinlenir: Sessizlik bazen iyidir!

Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

/ Sunday, September 10, 2017 /
Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, yazarın Trenin Tam Saatiydi adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu ve ne yazık ki bu kitabı yazarın ilk romanı kadar sevemedim. Hem konusu hem de kurgusu itibariyle "okunması gereken" ve fakat ne yazık ki insanı üzüp, çıldırtan bir kitap bu. Özellikle zavallı Katharina Blum'un başına gelenler sizde "olağan bir durum" etkisi yaratıyorsa, yıllar önce yazılmış bu kitap sizi daha da çarpacak demektir.


Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, Katharina Blum'un bir anarşisti evine alması ve onun polisler yakalamadan kaçması ile hayatının zindan olmasını anlatıyor. Satış uğruna her türlü yalan haber ve sınırları olmayan karalamalar yazan bir gazete, bu gazeteyi inançla okuyan bir toplum ve kanunu kendi kurallarınca eğip büken bir polis kurumu ve yargı düşünün. Tüm bunların karşısında yıllarca çalışıp kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, işini kusursuz bir şekilde yapan ve bağımsız bir kadın olan Katharina Blum var. Okurken sinirlenmeden edemeyeceksiniz. Rahmetli Ahmet Cemal'in çevirisi enfes olsa da yazarın rapor aktarır gibi yazdığı bu kitap ne yazık ki pek edebi bir keyif vermedi bana. Yazarla ilk kez tanışacaksanız başka bir kitabını okumanızı tavsiye ederim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatının en önemli temsilcilerinden Heinrich Böll, savaş dönemleri ve savaş sonrası yokluk yılların­daki yurtsuzluk, işsizlik gibi konuları ve bunların yarattığı toplumsal ve ahlaki sorunları eserlerinde farklı yönleriyle işlemiştir.

1974’te yayımlanan Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru ise, Böll’ün sorunların kaynağını kurulu düzende aramaya yöneldiği yapıtlarındandır. Kitap bir bakıma, Almanya’nın terörle yüz yüze geldiği, Baader-Meinhof’lu yılların ürünüdür. Tüm kişisel değerleri ayaklar altına alınan, hem yakın çevresi hem de tüm toplum karşısında savunmasız bırakılan Katharina Blum’un tek suçu bir anarşistin sevgilisi olmaktır. Böll, daha fazla satış uğruna yalan haber veren basına da, teröristleri izlerken antidemokratik yollara başvuran polis ve yargı mekanizmasına da acımasız eleştiriler yöneltir. Özel yaşam karşısında medyanın sorumsuzluğunu ve güvenlik güçlerinin bireysel özgürlükleri kayıtsızca çiğnemesini evrensel bir yaklaşımla ele alarak eleştirir.

Buradan satın alın; Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

Bu kitapla ne içilir: Sinirleri yatıştıran bitki çayı karışımı hiç fena olmaz.
Bu kitapla ne dinlenir: Olafur Arnalds

Çarın Laneti - Jasper Kent

/ Sunday, September 3, 2017 /
On Üç Yıl Sonra’nın ardından sabredemeyip, hemencecik okudum Çarın Laneti’ni. Rusya’dayız, yıl 1855. 40 yıllık barışın ardından yine savaş çıkmış. Dimitri Alekseevich Danilov’un karşısında ise yalnızca ordular ve silahlar değil, aynı zamanda 30 yıl önce babasının toprağa gömdüğünü düşündüğü canavarlar var…



Lafı çok uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Jasper Kent, gerçekten tarih ve fantastik elementleri birleştirmek konusunda büyük bir usta; Çarın Laneti’nde de bu apaçık ortada. Bence tek kusur, vampirlerinin diğer karakterleri kadar istikrarlı olmaması…

Neden derseniz, bir anda insanüstü hareketler yapıp canavarlaşırken, bir anda çok insancıl olabiliyorlar. Mesela, güneşe çıkmadıkları takdirde ölümsüz yaratıklar, pek çok yara bereleri hemen iyileşiveriyor; vampirlerde alışık olduğumuz özellikler yani. Ancak son zamanlardaki ışıkta parlayan vampirlerin tersine, acımasız, duygusuz katiller. Biraz da bu yüzden çekici gelmişlerdi açıkçası; ben psikopat olduğum için değil, esas vampir efsanelerinin özüne sadık oldukları için. Ancak onları öldürmek isteyen Dimitri Alekseevich Danilov’u karşılarında bulduklarında bir ezik, bir tuhaf oluyorlar. Kendilerinden hiç beklenmeyecek şeyler yani!

Dimitri demişken, kendisini hiç sevmediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Babası Aleksei’yi epey özletti cidden. Aleksei, daha aklı başında, daha hisli bir adamken Dimitri’nin çocukça tavırları (ki 50 yaşında kitapta) asabımı bozdu.

Sonuç olarak, ilk iki kitabı sevenler bunu da Dimitri’ye rağmen zevkle okuyacaklardır diye düşünüyorum.


Tanıtım Yazısı:

Rusya, 1855. Otuz yıllık barış döneminin ardından Avrupa'da yeniden savaş rüzgârları esiyor. Kırım'da Sivastopol kenti kuşatılmış, kuzeyde Petersburg abluka altında. Ama dört bir yanda düşmanla savaşan Moskova'da, yaşlanan Çar'ın ölmesini ve kanındaki lanetin çocuklarına geçmesini bekleyen bir kişi var. Ülkeleri giderek gücünü yitirirken aralarındaki gizli bağdan habersiz bir erkekle bir kadın, ortak miraslarıyla hesaplaşmak zorunda. Tamara Komarova, Moskova'da vahşi bir cinayeti ortaya çıkarıyor ve bunun, 1812'den beri şehirde işlenen seri cinayetlerin sonuncusu olduğunu keşfediyor. Sivastopol'daysa Dimitriy Alekseyeviç Danilov, sadece İngiliz ve Fransız Müttefik ordularının silahlarına değil, babasının otuz yıl önce toprağın derinliklerine gömdüğünü sandığı vurdalak'lara karşı da direnmek zorunda kalacak.

"Jasper Kent, Rus tarihi konusundaki engin bilgisi ve usta anlatımıyla, gerçekleri olağandışı bir vampir öyküsüyle harmanlayarak Rus İmparatorluğu'nun alternatif tarihini yazmayı sürdürüyor. XIX. yüzyıl Rus roman geleneğinin özünü yansıtan bu zengin ayrıntılarla örülü roman, vampir öykülerine meraklı olanların yanı sıra Rus edebiyatı tutkunları için de çok çekici."

Buradan satın alın; Çarın Laneti - Jasper Kent

Bu kitapla ne içilir: KAN tabii ki!
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell


Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (2) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) büyülü gerçekçilik (1) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (3) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (3) can öz (1) can roman (22) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (3) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) çarin laneti (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (3) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (3) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş (1) filozofların karnı (1) Floransa Büyücüsü (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) gezi yazısı (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich Böll (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (3) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (13) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Louis Althusser (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Lütfen Sessiz Olur Musun (1) Lütfen? (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) Miguel de Unamuno (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) on dokuz numaralı oda (1) on üç yıl sonra (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (25) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (3) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (87) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (2) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) Sis (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tango'dan Taliban'a (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger